| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
 

BENtek

Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Kendi aklından faydalanmak, başkalarının akılsızlığından faydalanmak. BRUYERE

8 "sağlık" etiketi kullanan gönderi "sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

GENETİK YAPI HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

Gen nedir?

Gen DNA zincirindeki belli bir uzunluktaki birimdir. Kromozom DNA' nın özel bir şekilde paketlenmesi sonucu ortaya çıktığına göre her kromozomda çok sayıda gen var demektir. Her bir gen diğerinden farklı bir şifre içerir ve farklı bir proteini kodlar. Eğer vücutta bir genin kodladığı proteine gereksinim varsa o gen aktif hale geçerek üzerindeki şifre, haberci RNA adı verilen bir yapı şeklinde kopyalanır. Bu yapı hücrenin sitoplazmasındaki ilgili birimlere gelerek kalıp vazifesi görür ve o proteinin yapımı sağlanır.

Vücutta bulunan hücrelerin hepsinde aynı genler var mıdır?

Her gen her hücrede vardır. Ancak hücrenin özelliğine göre bazı genler bazı hücrelerde çalışmaz yanı atıl durumdadır. Örneğin tiroit hücresinde hormon yapımını kontrol eden gen, mide hücresinde de vardır ancak işlev görmemektedir. Zaten aynı genleri çalışan hücreler bir araya gelerek dokuları oluştururlar. Diğer yandan bazı genler ortak gendir ve her hücrede aynı işlevlere sahiptir.

Genlerin görevi nedir?

Genler içerdikleri şifreler dolayısıyla vücuttaki her türlü olayı uzaktan kumanda sistemi sayılabilecek bir duyarlılıkla kontrol ederler. Bazı genler vücuda gerekli kimyasal yapıların ortaya çıkmasını sağlarken bazı genler diğer genler üzerinde düzenleyici olarak şifrelenmiştir. Bu genlerin çalışabilmesi için bir uyarana gereksinimleri vardır. Vücudun tiroit hormonuna olan gereksinimi artar yada herhangi bir nedenle kanda tiroit hormonlarının miktarı azalırsa önce beyinde bulunan hipofizdeki ilgili gen, TSH hormonunun yapımını sağlar bu hormon kan yoluyla tiroit hücresine ulaşır ve hücrenin zarına yapışarak çekirdekteki hormon yapımını sağlayacak olan genlere mesaj iletir. Bu mesajı iletecek olan kimyasal yapılar da başka bir gen tarafından yaptırılmakta ve hücre içindeki miktarı düzenlenmektedir. Çekirdekte bu mesajı alan gen tiroit hormonlarını yaptırmak üzere gerekli şifreyi RNA adı verilen bir haberci ile hücrenin sitoplazmasına gönderir ve hormon yapımı başlar.

Genlerin işlevinde ne gibi değişiklikler olabilir?

Herhangi bir nedenle yapısı değişen gen, ya fonksiyon göremez yani devre dışı kalır,ya da aşırı fonksiyon görmeye başlar. Her iki halde de genin kontrol ettiği işlevlerde bozulma ortaya çıkar. Örneğin kan şekerini kontrol eden insülinin yapımını sağlayan gende fonksiyon kaybettirici bir değişiklik olursa insülin yapımı azalır ve bireyde şeker hastalığı ortaya çıkar.

Hücre bölünmesi nedir ? Ana hücreden yavru hücreye genetik şifre nasıl taşınmaktadır ?

Canlılar türlerini devam ettirebilmek veya hasara uğramış bölümlerini tamir edebilmek için hücresel seviyede bölünmeye gereksinim duyarlar. Bunun için genetik şifrenin aynısının yavru hücrelere aktarılması gerekir. Örneğin hormon yapımını da artırmak için bir tiroit hücresinin bölünmesi gereksin. Bu gereksinim ortaya çıkınca büyüme faktörlerinden bir kısmı ve TSH hormonu tiroit hücre zarına yapışır ve çekirdeğe çeşitli proteinler aracılığıyla bölünme işleminin başlatılması için sinyal gönderir. Bu sinyali alan özel bir gen aktive olarak protein üretir ve bu protein başka bir geni uyararak bölünme işlemini başlatır. Bunun için önce çekirdekteki şifreleri taşıyan DNA' nın bir eşinin yapılması gerekir. Enzim adı verilen özel proteinler daha önce DNA' nın yapısında olduğu belirtilen şeker,baz ve fosfat birimlerini kopyalama adı verilen bir işlemle orijinal DNA' daki sıraya göre dizmeye başlar ve işlem bittikten sonra birbirinin tamamen benzeri iki ayrı DNA ortaya çıkar ( Resim 8 ).  
Eğer kopyalama sırasında yanlış bir dizilim olursa başka bir gen devreye girerek bunu düzeltmeye çalışır, düzeltmezse başka bir gen devreye girerek bölünme işlemini durdurur böylece yanlış genetik şifrenin yeni oluşacak hücrelere geçmesi önlenir. Şimdi kopyalama işleminin doğru yapıldığını varsayalım ve gelişmeleri izleyelim. Artık çekirdekte birbirinin tamamen benzeri olan iki DNA vardır ve bölünme işlemini durduracak bir emir gelmemişse DNA' lar daha öncede değinildiği gibi paketlenerek 46 çift kromozom haline döner. Diğer bir deyişle birbirinin aynısı olan 23 çift iki takım kromozom ortaya çıkar. Bu devreden itibaren 23 çift kromozom hücrenin bir ucuna doğru giderken diğer 23 çift kromozom diğer ucu gitmeye başlar ve hücre ortadan boğumlanıp her birini çevreleyen yeni zarla birlikte özellikleri tamamen aynı olan iki ayrı hücre ortaya çıkar.

Genlerin kanser oluşmasındaki rolü nedir?

Genin yapısı bozulunca kontrol ettiği fonksiyon ya azalır ya da artar. Örneğin hücre bölünürken hiçbir etki olmaksızın bazı genlerdeki şifre yanlış kodlanır. Bunu fark eden başka bir gen bozulan yapının düzeltilebilmesi için başka bir geni harekete geçirir. Gendeki bozukluk giderilebilirse hücre bölünmeye devam eder. Bozukluk giderilemezse başka bir gen harekete geçerek bozuk genetik yapıya sahip yeni hücrelerin ölmesi için gerekli mekanizmaları çalıştırarak o hücrelerin ortadan kalkmasına neden olur. Örneğin 17.Kromozomda bulunan p53 isimli gen bu konuda önemli sayılabilecek role sahiptir. Hücre bölünürken DNA'nın herhangi bir bölgesinde ( herhangi bir kromozomun bir bölgesinde) şifre değişikliği olunca p53 geni aktive olur ve ilgili protein yapımına neden olarak hatalı kısmı onaracak geni aktive eder. Eğer hata düzeltilemezse bu sefer p53 geni başka bir geni aktive ederek yanlış genetik koda sahip hücrenin ölmesine yol açacak başka gen sistemlerinin devreye girmesini sağlar ve bozuk genetik yapıya sahip hücre ortadan kaldırılır. Eğer p53 geninde de bir değişiklik ( mutasyon ) olmuşsa bu değinilen işlemleri yapılamayacak ve bozuk genetik yapıya sahip hücre kontrolsüz kalarak anormal şekilde bölünerek çoğalmaya başlayacaktır. Böylece aşırı bir şekilde çoğalmaya başlayan hücreler başka faktörlerin de devreye girmesiyle farklı bir karakter kazanmaya başlayacak ve etraf dokulara doğru büyümesini sürdürecektir. Daha ileri devrelerde ise lenf veya kan yoluna geçerek uzak bölgelere ulaşıp ( tümörün metastaz yapması ) o bölgelerin de normal işlevini engelleyecektir.

Kaynak: http://www.tip2000.com/tedavi/troit/konu7_4.html

EPİLEPSİ VE TİPLERİ

 

Halk arasında sara olarak adlandırılan epilepsi, Santral Sinir Sisteminin ( SSS ), kortikal ve subkortikal bölgelerinde yer alan nöron gruplarının içindeki elektriksel boşalımların yarattığı; kasılmalar, bilinç kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkan bir klinik semptom kompleksidir. Bir çok değişik nedene bağlı olarak ortaya çıkan epileptik nöbetler, aşağıda sınıflandırıldığı gibi çok değişik formlarda görülmektedir.

  1. Jeneralize :
    • Jeneralize Tonik - Klonik ; Eski adı Grand - Mal epilepsi. Ani bilinç kaybı ile başlar vücudun her iki yanında önce tonik sonra klonik kasılmalar olur, hastanın bilinçsizliği derin bir koma ile sürer, fokal başlangıç yoktur.
    • Absans ; Eski adı Petit - Mal epilepsi. Hafif derecede motor tutulum ile veya hiç motor tutulum olmaksızın bozulmuş bilinç durumu ( 5 - 7 sn gibi çok kısa süreli bilinç bozukluğu olur ve hastanın çevresi ile ilgisi kesilir ) post iktal konfüzyon yok ( nöbet sonrası koma ya da uyku hali görülmez ), nadiren aura ( hastanın nöbeti, bir şekilde hissetme duygusu ).
    • Bilateral Myokloni
    • İnfantlar ve çocuklar ; İnfantil spazmlar, atonik spazmlar, tonik nöbetler.
  2. Parsiyel : Bu tür epilepside beyin korteksinde bir epileptik fokus vardır ve foküsün bulunduğu bölgenin işlevine uygun olarak motor, duyusal veya psişik belirtilerin aniden belirip kaybolduğu nöbetler söz konusudur. Lokal olarak başlar eski adı fokal epilepsidir. Yeni başlamış bir fokal epilepsi aksi kanıtlanıncaya kadar yapısal bir patolojiyi gösterir. Parsiyel epilepsinin basit tipinde genellikle bilinç kaybı yok, lokal olarak başlayan motor belirtiler ( Örn. Elde, kola yayılan kasılmalar ) ile birlikte sensoriyel ve otonom belirtiler de beraber bulunur. Kompleks Tip te genellikle bilinç kaybı veya otomatizm bulunur psikosensoriyel ve psikomotor belirtiler bulunur.
  3. Sınıflandırılamayan epileptik nöbetler.
Yeni Başlamış Nöbetler

İlk defa ortaya çıkan nöbet ile gelen hastalardaki nedenler şöyle sıralanabilir.

  1. Serebro - vasküler hastalığı takiben akut olarak ( 1 haftadan daha erken ) veya daha eski olay.
    • Serebro - vasküler patoloji.
    • Kafa Travması
    • SSS enfeksiyonu
    • Febril nöbetler ( yüksek ateş )
    • Doğum Asfeksisi ( Doğumda oksijensiz kalma )
  2. Altta bir SSS bozukluğunun olması ;
    • Doğumsal SSS anomalileri
    • Dejeneratif SSS hastalığı
    • Beyin tümörleri ( primer veya metastatik )
    • Hidrosefali
    • AVM ( Arterio - Venöz Malformasyonlar )
  3. Akut sistemik metabolik bozukluk
    • Elektrolit bozuklukları; üremi, hiponatremi, hipoglisemi, hiperkalsemi
    • Alkol kesilmesi
    • Eklampsi
  4. İdiopatik ( nedeni belli olmayan )

İlk nöbet ile gelen hastaların genel istatistik olarak % 70 i febril nöbet, % 20 si idiopatik ve yaklaşık % 10 u da semptomatiktir. Belirli bir neden olmadan ( Örn. Alkol kesilmesi ) erişkinde yeni başlamış bir nöbet altta yatan nedeni araştırmaya yöneltmelidir. BT veya MR gerçekleştirilmelidir. Ayrıca sistemik bir inceleme yukarıda belirtilen nedenleri ekarte etmek için gereklidir. Bunların hepsi negatif ise ve yapılmamış ise MR tetkiki yapılmalı, yine negatif ise tümör olasılığını elimine etmek için 1 -2 yılda BT veya MR kontrolleri gerçekleştirilmelidir.

Status Epileptikus

Bir epileptik nöbetin kesilmeksizin ardışık olarak devam etmesi Status Epileptikus olarak adlandırılır ve acil bir durumdur. Status epileptikus 30 dakikadan daha fazla süren nöbetler olarak tanımlanmasına rağmen 10 dakikadan daha uzun süren herhangi bir nöbet için süratle nöbeti önleyici tedavi uygulanmalıdır. Genellikle, Antiepileptik ilaç kullandığı bilinen bir kişide tedavi esnasında ilacın ani olarak kesilmesi, enfeksiyon, ateş yükselmesi gibi nedenlere bağlı olabilir. Serebrovasküler aksidanlar, Santral sinir sistemi enfeksiyonları elektrolit dengesizliği, özellikle kokain olmak üzere drog entoksikasyonları, travma, beyin tümörü ve anoksi de status epileptikus nedenleri arasında sayılabilir. Çocuklarda % 70 SSS enfeksiyonu ve elektrolit dengesizliğine bağlı olarak çıktığı halde erişkinlerde eğer nöbet hastalığı biliniyorsa status epileptikusun en sık nedeni subterapötik ( tedavi düzeyi normalde olması gereken seviyenin altında )antiepileptik ilaç seviyesidir.

Status epileptikus ta ölüm oranı % 10 un altındadır, bu oran çocuklarda % 6 olup % 1 i nöbet esnasında gerçekleşir. Ölüm; nöbete bağlı sistemik nedenlerden ( kardiyak, respiratuvar, renal, metabolik ) veya nöbet esnasında beyinde gelişen geri dönüşümsüz hasarlardan ya da nöbeti ortaya çıkaran beyindeki primer hasardan dolayı olmaktadır.

Tedavi

Epilepsi tedavisinde amaç nöbetleri tamamen kontrol altına almak veya nöbet sayılarını mümkün olduğunca azaltmaktır. Bu da ancak iyi bir hasta hekim diyaloğu ve kullanılan ilacın düzenli ve yeterli tedavi edici dozda alınması ile mümkündür.

Kaynak: http://www.tip2000.com/abone/sinirsistemi/epilepsi.asp

BAHAR YORGUNLUĞU

 

Bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişiklikler beraberinde yorgunluğu da getiriyor. Bahar yorgunluğu bir hastalık olarak tanımlanıyor ve önlem alınması gerekiyor. Önlem alınmazsa bahar yorgunluğu kronikleşebiliyor.

Kışın soğuk günleri yavaş yavaş yerini baharın neşesine ılıklığına bırakırken birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler gözleniyor. Bu yakınmaların çoğu bahar yorgunluğuna bağlanıyor.

Bu yorgunluğa bağlı olarak kalp ve romatizma hastalarında yakınmaların arttığını belirtiyor. Bahar yorgunluğu önlem alınmazsa kronik yorgunluk sendromuna da dönüşebiliyor.

Havadaki elektrik artıyor

Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artıyor. Bu yükün iyonlar aracılığıyla taşındığı vurgulanmaktadır. Pozitif ve negatif değerde iki tür iyondan pozitif olanlar arttıkça vücuda zindelik getirir. Negatif yüklü iyonların artması ise yorgunluk, halsizlik ve gerginliklere neden olur. Havadaki elektrik yükü şehirlerde daha fazladır. Taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik keşmekeşi elektrik yükünü artırır.

Elektrik yükünün yoğunluğu, bahar mevsiminde sinir gerginliğini ve stresi tırmandırıyor. Bu durum, damarlardaki büzülmeyi artırıyor. Damarlardaki büzülme midede olursa ülsere bile neden olabiliyor. Uzmanlar, bahar mevsiminde sebze ve meyvelerin yanısıra bol sulu gıdaları da soframızdan eksik etmememiz gerektiğini söylüyorlar; çünkü meteorolojik değişiklikler yüzünden vücuttaki su oranında bozukluklar görülebiliyor.

Bahar yorgunluğunun etkilerinden kurtulmak mümkün. Eğer yakınmalar süreklilik kazanmışsa ve kendinizi her zaman halsiz ve bitkin hissediyorsanız, kronik yorgunluk ile karşı karşıyasınız demektir.

A tipi insanlar aday

Eğer, yönetici kadrosunda çalışan sorumluluğu fazla olan biriyseniz, halsizlik, kırıklık, boğaz ve baş ağrılarıyla gelişen kronik yorgunluk sendromu sizin de kapınızı çalabilir. Kronik yorgunluk sendromu olan kişi, gözlerinin önünde beneklerin uçtuğunu, devamlı baş ağrısı ile birlikte sanki kerpetenle ensesinin sıkıldığı hissine kapıldığını söyler. Eklem ağrılarından yakınır. Bu kişilerin işteki konsantrasyonları bozulur. Eklem ağrıları, ruhsal sıkıntılar yakalarını bırakmaz.

Kronik yorgunluk sendromuna yakalanan kişilerin çoğunluğu yaptığı işten, çalışma ortamından ötürü devamlı duygularını, sıkıntılarını baskı altına alıyor. Bu şekilde yıllarca baskı altında kalan duygular, stres ve iş yoğunluğu sonucunda patlama noktasına geliyor.

Mutsuzluk yorgunluğu

Bahar yorgunluğu ve kronik yorgunluk dışında bir de "mutsuzluk yorgunluğu" denilen bir yorgunluk türü var. Kendini sürekli halsiz, isteksiz, yorgun hissedenler bu gruba giriyor. Söz konusu kişilerin yorgunluk hisleriyle mutsuzlukları arasında bağlantı olduğunu belirtiliyor. Mutsuzluk yorgunluğu, insanın psikolojisiyle çok yakından ilgilidir. Bu sorundan kurtulmak için öncelikle yaşamı sevmek, mutsuzlukların, hayal kırıklıklarının gelip geçici olduğuna inanmak gerekir. Söz konusu gruba giren kişilerde şikayetler bedensel bir rahatsızlıktan değil de, psikolojik sorunlardan kaynaklandığı için hastaların psikolojik tedavi görmesi gerekebilir.

Kronik yorgunluktan korunun

Kronik yorgunluğunuzun gerçek nedenini araştırın. Eğer sorun iş yoğunluğunuz ise çalışma temponuzu düşürün, monotonluk ise yaşamınızı renklendirecek uğraşlar bulun.

* Kronik yorgunluğa karşı en iyi ilaç tatile çıkmaktır. İmkanlarınızı zorlayarak birkaç günlüğüne de olsa kent dışına kaçın.

* Her gün sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyüş yapın. Ancak bu yürüyüşleri güneşli günlerde yapmaya özen gösterin.

* Her sabah 10-15 dakika aç karnına jimnastik yapın. Ama vücudunuzu aşırı yormaktan da kaçının. Jimnastik yapacağınız odayı ciğerlerinize bol oksijen girmesi için bir süre havalandırmayı unutmayın.

* Sofranızdan meyve ve sebzeyi eksik etmeyin. Sevmeseniz de mevsimin özelliğini taşıyan meyve ve sebzelerin bütün çeşitlerinden bol miktarda yiyin.

Önlemler

* Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı oluyor. Özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunuyor.

* Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.

* Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.

* Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir.

 Kaynak: http://www.tip2000.com/abone/konular/bahar_yorgunlugu.asp

Bel Fıtığı ( Disk Hernisi )

Bel ağrısı son derece yaygındır ve insanların tıbbi yardım araştırdıkları ikinci en sık nedendir. Bel ağrısından şikayet eden hastaların sayıca çokluğuna karşın hastaların yalnızca % 1 inde siyatik ağrısı tarzında şikayetler ve % 1-3 ünde bel fıtığı ( lomber disk herniasyonu ) vardır. Siyatik, bel fıtığı için öylesine tipik bir göstergedir ki, siyatik ağrısı olmaksızın klinik olarak anlamlı bir disk herniasyonu ihtimali çok düşüktür. Ancak bunun istisnaları vardır, idrar kaçırma ve bacaklarda kuvvetsizlik gibi bulgularla ani olarak ortaya çıkan Cauda Sendromu bu istisnalardan bir tanesidir. İstisnalardan bir diğeri spinal stenoz adı verilen omurilik kanalının normal ölçülerden dar olması halidir.

   Genel Bilgiler ve Terimler

Lomber ( bel ) bölgede 5 adet omur vardır, bunlar tıbbi terminolojide kolaylık olması için L1 den L5 e kadar numaralandırılarak ifade edilirler. Örneğin L4 - L5 kısaltmasıyla 4. ve 5. bel omuru kastedilmektedir. Bel ağrısı çeken ya da bel fıtığı teşhis edilen hastaların ve yakınlarının, sık sık duyduğu, doktorunuzun kullandığı ve de MR / BT raporlarında çok sık karşılaştığınız bazı terimlerin karşılıklarını, aydınlatıcı olması amacıyla konunun başında aşağıdaki satırlarda bulacaksınız.

  • Lomber Bölge : Bel bölgesi
  • Lumbo-Sakral Bölge : Kuyruk sokumu-bel bölgesi
  • Sakrum : Kuyruk sokumu kemiği
  • Sakro-İliak Eklem : Kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin yapmış olduğu eklem ( Sağ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. )
  • Lumbago : Bel ağrısı
  • Lumbosiyatalji : Belden bacağın arka kısmına siyatik sinir boyunca yayılan ağrı.
  • Disk Herni : Bel fıtığı
  • Skolyoz : Omurganın yanlara doğru çarpıklığı, eğriliği
  • Lordoz : Omurganın konveksliği öne bakan kavisli durumu ( Bel omurları normalde lordoz durumundadır )
  • İntervertebral : Vertebralar arası, omurlar arası
  • Postero-Lateral : Arka - yan
  • Posterior Longitidunal Ligament : Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran bağ dokusuna verilen ad. Bu bağ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.

Kaynak: http://www.tip2000.com/tedavi/belfitiklari.html

SİNÜZİT

  Sinüzit

Alın, burnun arka kısmı ve burnun her iki tarafında bulunan kemik boşluklara yüz sinüsleri (paranazal sinüsler) adı verilir. Bu boşlukların ve iç yüzlerindeki mukozanın iltihabına da sinüzit denir.
Çok kullanıldığı için sinüslerin isimlerinin de bilinmesinde yarar vardır.

  • Maksiller sinüsler (üst çenede burnun her iki tarafında)
  • Frontal sinüs (alında kaşların üstü)
  • Etmoidal sinüs (burun kökü arka üst kısmında)
  • Sfenoid sinüs (kafatası tabanında)

Maksiller sinüslerin iltihabına maksiller sinüzit, frontal sinüs iltihabına da frontal sinüzit denir; ancak halk arasında hepsi de sinüzit olarak anılmaktadır. Sinüzitler oldukça sık görülen hastalıklardır. Erişkinlerde enfeksiyon en sık maksiller sinüslerde görülür, Bunu etmoidler, frontal ve sfenoid sinüsler takip eder. Çocuklarda ise en sık etmoid sinüsler etkilenir. Birkaç sinüsün enfeksiyonuna polisinüzit, tüm sinüslerin enfeksiyonuna pansinüzit adı verilir. Sinüzitin en çok karşılaşılan nedeni, enfeksiyonun burun boşluğundan bir ya da birkaç sinüse yayılmasıdır. Basit bir soğuk algınlığı bile sinüslerde, mukozada enfeksiyona neden olur, ancak bu durum sıklıkla belirti vermez. Bilindiği gibi paranasal sinüs enfeksiyonları her ne kadar basit bir rinitin arkasından gelişirse de, temelde burun boşluğunu ilgilendiren

  • Mekanik tıkanmalar (örn.polip, deviasyon v.s)
  • Allerjik yapı
  • Burun iç yüzeyini kaplayan mukozanın tüysü hareket aktivitesindeki bozulmalar
  • Bağışıklıkla ilgili bozukluklar
  • Dudak ve damak yarıkları ve
  • Uzun süreli nazal dekonjestan kullanıma bağlı nedenlerle meydana gelebilmektedir.

Kaynak: http://www.tip2000.com/doktorlar/sinuzit.html

HİPERTANSİYON

Hipertansiyon (Yüksek tansiyon) nedir?

Yaşamın sürmesi için organ ve dokularda kan dolaşımının sağlanması gereklidir. Kan dolaşımı, organ ve dokulara gereksinimleri olan oksijen ve besinleri ulaştırır ve artık ürünleri (çöpleri) uzaklaştırır. Kan dolaşımının sağlanması için bir basınca gereksinim vardır. Yani kan basıncı olmasaydı yaşam olmazdı. Bu basınç evlerimizde kullandığımız suyun musluktan akması için gereken basınca benzer. Bir su borusundaki basıncın düzeyini etkileyen iki faktör vardır:
1.Su borusundaki suyun miktarı: Borudaki su azalırsa basınç düşer.
2.Su borusunun direnci: Borunun çapı azalırsa direnç artar ve basınç yükselir.

Su borusundaki basınca benzer şekilde kan dolaşımı için gerekli olan basıncı da oluşturan iki faktör vardır:
1.Damarlarda bulunan kan miktarı:
2.Damarların direnci:

Kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olmasına YÜKSEK TANSİYON denir. Yüksek tansiyon için kullanılan tıbbi terim ise HİPERTANSİYON’dur. Evimizde kullandığımız suyun musluktan akması için gereken basıncın yüksek olmasının su borularında patlama ve aşınmalara yol açması gibi yüksek tansiyon da insanlarda çeşitli sorunlara yol açar.

Kan basıncı ölçülürken iki kan basıncı değerine bakılır: Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) ve Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı). Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Büyük tansiyon veya küçük tansiyonun normalden fazla olması HİPERTANSİYON’dur. Genellikle büyük ve küçük tansiyon birlikte yüksektir. Hipertansiyon tanısı için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir.
 

Kaynak: http://www.ailesaglik.com/hipertansiyon-nedir.php

ALERJİ - ALERJİK HASTALIKLAR

Alerjik Hastaların Uyması Gereken Kurallar

Küfler (mantarlar) ve ev tozu akarları nemli ortamlarda kolayca ürediklerinden, eviniz güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.
Odanızda toz tutulmasına neden olabilecek fazla eşya bulundurmayınız.
Yün ve kuş tüyü ile doldurulmuş minder, yastık, yorgan ve yatakları kesinlikle kullanmayınız. Battaniyelere çift nevresim kılıf geçiriniz.
Temizlik sırasında hasta odada bulunmamalıdır.
Sadece hastanın yanında değil, evin hiçbir yerinde sigara içmeyiniz. Yatak odasında süs bitkisi bulundurmayın.
Çamaşır suyu ve yağlı boya kokusu olan yerlerden hemen uzaklaşınız. Parfüm, oda ve saç spreylerini, sprey deodorantlarını kullanmayınız.
Boyalı ve katkılı maddeli gıdaların şikayetlerinizi arttırabileceğini unutmayınız.
Grip, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında şikayetleriniz artabileceğinden, önceden tedbirinizi alınız.
Aspirin, Apanax (Aprol, Naprosyn, İnaprol) gibi ilaçları kullanmayınız.
Havalandırma cihazı (air condition) ve buhar makineleri kullanmayınız.

Alerjik hastaların tedavisinde alınacak en iyi sonuçların uzun süreli dikkatli bir takip, sabır, titizlik ve iyi bir hasta - hekim ilişkisi sonucunda gerçekleşeceğini unutmayınız.

Kaynak : http://www.ailesaglik.com/alerjik-hastalara-uyarilar.php

YAŞLILIK VE SAĞLIK


Yaşlılıkla Birlikte Görülebilirliği Artan Hastalıklar

Hazırlayan: Prof. Dr. Güneş AKGÜN - Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı

Yaşlılarda en başta gelen ölüm nedenleri sırasıyla kalp hastalıkları, malign hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, influenza ve pnömonidir.

KALP HASTALIKLARI: Koroner Kalp Hastalığı (KKH): 65 yaş ve üzerindekilerde kalbe bağlı ölümlerin %85'inin nedeni KKH'dır. KKH için aynı risk faktörleri yaşlılar için de geçerlidir ve yaşlı grupta da agresif risk faktör modifikasyonu yapılmalıdır. Yaşlı hastalarda çok damar tutulumu ve sol ana koroner arter hastalığı daha yüksek oranda görülür. Angina pektorisi olan yaşlı hastalarda tedavi gençlerdeki gibidir. Akut miyokart infarktüsü (AMı) ile erken gelen hastalarda yapılan trombolitik tedavi mortaliteyi azaltmaktadır. PTCA ve by-pass cerrahisi de yaşlılarda başarı ile uygulanmaktadır.

Hipertansiyon: 65 yaş ve üzerindekilerin %50'si hipertansiftir. Yaşlılarda en sık görülen hipertansiyon tipi izole sistolik hipertansiyondur. Yüksek sistolik kan basıncı, yüksek diyastolik kan basıncına göre kardiyovasküler komplikasyonların daha iyi bir belirleyicisidir. Yaşlı hipertansiflerde postural ve post-prandial hipotansiyon gelişebilir. Gençlerin ve orta yaşlıların tedavisinde kullanılan tüm anti-hipertansif ilaçlar yaşlılarda da kullanılabilir. Hipertansiyon tedavisi ile fatal stroke %60, fatal MI %50 oranında azaltılabilmektedir.

Kalp Yetmezliği: Yaşla birlikte artma gösterir. 65 yaş üzerindekilerde çok yaygındır. Yaşlıların %75'inde kalp yetmezliği sistemik hipertansiyon ile birliktedir. Yaşlılarda diyastolik kalp yetmezliği yüksek oranda (%50) görüldüğünden ve sistolik ile diyastolik kalp yetmezliğinin tedavisi farklı olduğundan, bu yönden ayırıcı tanı önemlidir. Ekokardiyografi ile bu ayırım kolayca yapılabilir.

MALlGN HASTALIKLAR (KANSERLER):

Akciğer Kanseri: Yaşla birlikte artma gösterir. 75 yaş civarında pik yapar. Erkeklerde en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sırayı almaktadır. Akciğer kanseri ölümlerinin erkeklerde %90'1, kadınlarda %80'i sigaraya bağlanmaktadır. Tedavi hücre tipine ve hastalığın evresine göre yapılır.

Meme Kanseri: Meme kanseri prevalansı 80 yaşına kadar yaşla birlikte artma gösterir. Erken menarş, geç menopoz, HRT, abdominal şişmanlık, meme kanseri için risk faktörleridir ve bu, östrojenlerin meme kanseri patogenezinde rol oynadığını göstermektedir. Erken tanı için kadının kendisinin her ay meme incelemesi yapması ve senede veya 2 senede bir mammografi yaptırtması önemlidir. Tedavi cerrahi ve hormon tedavisidir. Tamoksifen kısmi bir östrojen antagonistidir ve yaşla birlikte meme tümörlerinde östrojen reseptörleri arttığından, yaşlı kadınların meme kanseri tedavisinde tamoksifen'in önemli bir yeri vardır.

Prostat Kanseri: 65 yaş üzerindeki erkeklerde 1 numaralı kanserdir. 70 yaş üzerindeki erkeklerin yarısından fazlasında prostat kanserinin histolojik delili bulunmaktadır. 50 yaş üzerindeki erkeklerde senelik prostat incelemeleri erken tanıda yararlı olacaktır. Bunun için serum PSA ölçümü ve dijital rektal inceleme (DRI) yapılmalıdır. Serum PSA değeri yaşa özgü normal sınırlar içinde ve DRI normal ise kişi senelik izlenmeye alınmalıdır. Eğer serum PSA değeri yaşa özgü normal değerin üzerinde ise veya DRI pozitif ise hastaya transrektal ultrasound ve bunun rehberliğinde biyopsi yapılmalıdır. Tedavi cerrahidir.

Kolon Kanseri: 40 yaş üzerindeki her dekadda 2 kat artış göstermektedir. Hayvani yağdan ve rafine şekerden zengin, lifsiz-kepeksiz bir diyet ile beslenenler yüksek risk altındadırlar. 50 yaş üzerindekilerde yılda bir dışkıda gizli kan bakılması ve 3-5 yılda bir sigmoidoskopi (60 yaş üzerindekilerde tümörün sağ kolonda yerleşimi nedeniyle kolonoskopi) yapılması tarama programı olarak önerilmektedir. Tedavi cerrahidir.

SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR: Stroke insidansı ve stroke ölümleri yaşla birlikte artış göstermektedir. 60 yaşından sonra subaraknoid kanama insidansı azalmaktadır. ileri yaşlarda hemorajik stroke nedeni intraserebral kanamadır. Burada da başlıca neden hipertansiyondur. İskemik stroke ise karotid, vertebral ve kafa içi büyük arterIerin aterosklerozuna ve beynin derin penetran arterlerinin tıkanmasına Oaküner infarkt) ve embolilere bağlıdır. Stroke'un önlenmesi tedavisinden çok daha kolaydır ve bu geriatrik hastalar için de geçerlidir. Hipertansiyon, hiperkolesterolemi tedavi edilmeli, sigara bıraktırılmalı, fizik aktivite artırılmalı, kişi obez ise zayıflatılmalıdır. Bu arada KKH, kalp yetmezliği ve aritmisi olan hastalarda bunlara yönelik tedavi de uygun bir şekilde yapılmalıdır.
Transient Iskemik Atak (TIA) gelmekte olan bir stroke'un habercisidir. TIA geçirenlerde bunun nedeni araştırılmalıdır. Bu, sıklıkla internal karotid arterin veya vertebral arterin aterosklerotik hastalığına bağlıdır. Tanıda Doppler ultrason incelemesi çok değerlidir. Önemli derecede darlık saptanırsa endarterektomi yapılır. Cerrahi girişim yapılamıyorsa warfarin, aspirin ile hasta anti-koagülan, anti-agregan tedaviye alınır. Derin penetran arterlerin tıkanıklığına bağlı laküner infarktlar hemen tamamen hipertansif ve diyabetik hastalarda görülür.

KOAH: Yaşlılarda en başta gelen ölüm nedenlerinden biridir. Olguların %80'inde risk faktörü olarak sigara vardır. Solunum rezervi olan hastalarda uzun süreli egzersiz programları, enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisi, bronkospazmın önlenmesi, yeterli hidrasyonun sağlanması yönünde bir tedavi düzenlenmelidir.

INFLUENZA VE PNÖMONI: Yaşlılarda, özellikle kronik hastalığı olanlarda tüm hastaneye yatma nedenlerinin %50'si ve ölümlerin %75-80'i influenzaya bağlanmaktadır. Komplikasyon olarak pnömoni ve ağır bronşit gelişebilir. Bu komplikasyonlar yaşla artar ve 70 yaş üzerindekilerde sıktır. Influenza pnömonisi ekseri akciğerde konjesyon olan kalp hastalarında gelişir ve ölümcülolabilir. Veya influenzayı takiben bakteriyel pnömoni gelişebilir. Kronik hastalığı olanlar ile 65 yaş ve üzeri olanlarda Eylül başında influenza aşısı yapılmalıdır. Aşı, yüksek riskli yaşlı kişilerde influenzadan olan ölümleri azaltmada %75 etkinliğe sahiptir.

OSTEOPOROZ: Yaşlıları tehdit eden önemli bir sorundur. Osteoporoz için major risk faktörü yaştır. Kadın cinsiyet, erken menopoz, ince yapı, aile öyküsü, diyette düşük kalsiyum alımı, sedenter yaşam tarzı, hareketsizlik te önemli risk faktörleridir. Kırılma meydana gelinceye kadar kişi asemptomatiktir. Omurgada kompresyon kırıkları, Colles kırıkları, femur boyun kırıkları osteoporozun başlıca komplikasyonlarıdır. Tedavi HRT, oral kalsiyum alımının artırılması, multivitamin şeklindeki preparatlardan alınan Vit.D'nin aktif metabolitleri, kalsitoninler, bifosfonatlar ve fizik aktivitenin artırılmasıdır.  

Kaynak: http://www.ailesaglik.com/yaslilikta-artan-hastaliklar.php