| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
 

BENtek

Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Kendi aklından faydalanmak, başkalarının akılsızlığından faydalanmak. BRUYERE

8 "işletme" etiketi kullanan gönderi "işletme" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Aile İşletmelerinde Kurumsallaşma

    

Başarılı işletmeler, geçmiş dönemlerde elde edilmiş başarılarına ulaşmak için kullandıkları taktiklerin her zaman geçerli olacağı yanılgısına düşebilirler. Değişen dünyada, işletmeler aynı taktik ve stratejiler ile başarıyı tekrar yakalayabileceklerini düşünebilirler. Böylece, değişime direnip başarısızlığa düşebilirler.  Bu, işletmenin sürekliliği açısından en önemli tehlikelerden birisidir. O nedenle, süreklilik için aile şirketi, geçmiş başarılarına sonsuz güvenmek yerine, değişime hazır hale gelmeleri gerekir.Bunun yanında ‘kurumsal’ bir yapı, sürekli başarı için zorunluluktur. Kurumsal yapı, ya da kurumsallaşma denildiğinde, genelde, patronların işten ellerini çekmeleri ve işi tamamen profesyonellere bırakmaları gibi bir yanlış anlayış çok yaygın olarak kabul edilmektedir. Kurumsallaşma, patronların işi tamamen profesyonellere bırakması demek değildir. Tam tersine, patronların işin başında olmasında ve diğer çalışanlarla kollektif bir çalışma ruhu kurulması gerekir.Kurumsallaşma işletmenin bir ‘sistem’ haline gelebilmektir. Her sistemde olduğu gibi, sistemin parçalanın rollerinin ve görevlerinin belirlenmiş olması ve sistemin kendi bütünlüğü içinde işleyebilmesinin ve karşılıklı etkileşimin altyapısının kurulmuş olması gerekir. Bu bağlamda kurumsallaşma denildiğinde ‘şirketin’ kurumsallaşması anlaşılmalıdır. [1]

Kurumsallaşma Kavramı

‘Kurumsallaşma’ herkesin biraz farklı anlamlar yüklediği bir kelimedir. Çoğunlukla bir takım organizasyonel ve idari eksiklikleri olan bir şirketin kurum olma süreci anlamında kullanılmaktadır. Ancak burada ‘kurum’ olma ile kastedilen özelliklerin de organizasyonel / idari eksikliklerin de neler olduğu, herkese göre çok büyük farklılıklar gösterebilmektedir.[2]

 

Kurumsallaşma, en yalın anlatımla konu ne olursa olsun her türlü etkileşim ve iletişimde belirli kuralların hakim olmasıdır. Diğer bir ifade ile bir insanın bireysel yaşamından ailenin yaşamına, kurum ve kuruluşlara , toplumlara ve toplumlar arası ilişkilere kadar bütün sosyal süreçlerde, belirli kuralların egemen olmasıdır.[3]

 

Herkesin farklı anlamlar yüklemesinin temelinde, ‘kurumsallaşma’ nın önemine ve değerine fazlasıyla inanmak, ama bu kelimenin altında farklı ( ve bazen de sonuç olarak anlamlı olmayan) beklentiler düşlemek vardır. Bir de üstüne, bu konudaki Türkçe terminoloji yoksulluğundan kaynaklanan nedenlerle oluşan karmaşa eklenmektedir.

Türkçe’de kurumsal, gerek kurumdan türemiş, İngilizce’deki institutional karşılığı anlamı, gerekse (başka bir kelime bulunamadığından üstlendiği) İngilizce’deki corporate karşılığı anlamı bünyesinde barındırmak zorunda kalmış bir sözcüktür. Kurum (institution), çok uzun yıllarda oluşmuş ve ancak çok yavaş değişebilecek bir kültüre sahip, tutucu olmaktan da öte, kendine has bir ekol oluşturmuş, bir enstitü düzeyinde bir oluşumu, bir teşekkülü ifade eder. Dolayısıyla kurumsal (institutional) bu özelliklere sahip olma durumunu, kurumsallaşma da bu özelliklere sahip olmaya doğru gitme sürecini anlatır.

İngilizce ‘deki corporate karşılığı kurumsal ise hukuken bir şirket halinde birleştirilmiş olma halini ve anonim şirkete ait olma durumunu ifade eder (corporate culture – kurumsal kültür; corporate governance – kurumsal yönetişim). Bu anlamda kurumsal olma, bir şirket için işin doğası ve tanımı gereği olmazsa olmaz bir durumdur. Bu anlamda ‘kurumsallaşma’dan söz edilemez; çünkü zaten gelişmiş bir şirkete ait her şey kurumsaldır. Yine İngilizce’ye başvurursa, corporatization diye bir sözcük de yoktur. İşte ‘kurumsallaşma’da o yüzden ‘aile’ gibi tırnak içinde gösterilmektedir.

Kurumsal yapıda, belli bir işi yapmak için gerekli şirket kaynakları ortaya koyulur, bunlarla yapılan çalışmaların sonuçları doğru ve hassas olarak değerlendirilir ve bu değerlendirmeler sonucu gerek yapılan işe yön verilir, gerekse kaynaklarla ilgili son belirlemelere karar verilir. Önemli olan, bu yapının sağlıklı işleyebilmesi, gelişmiş bir kültüre sahip olması ve şirket açısından başarılı sonuçlar veren bir güçlük düzeyinde bulunmasıdır. Ve bunun kuralları da, yeni gelişmemektedir. Son dönemde giderek artan bir hızla yeni yönetim teknikleri mantar gibi çoğalıyor görünse de, zaman zaman bazıları çok moda olsa da, aslında bu işin temel kuralları yüzyıllar önce belirlenmiş gibidir.[4]

 

Aile Şirketleri İçin Kurumsallaşma Neden Önemlidir ?

Dünya genelinde olduğu gibi, Türkiye’de de son yıllarda etkisini giderek artıran küreselleşme olgusunun yanı sıra, birbiri ardına yaşanan ekonomik krizler, şirketlerin yeniden yapılanmalarını, diğer bir ifadeyle ‘kurumsallaşma’yı zorunlu kılıyor. Bu zorunluluk, taşıdıkları farklı karakteristik özellikler sebebiyle, aile şirketleri açısından daha büyük önem arz ediyor.

Genel olarak değerlendirildiğinde, aile şirketlerinin 1/3’ünden biraz fazlasının ikinci jenerasyona devredebildiği, üçüncü jenerasyona ulaşabilenlerin ise, bu oranın ancak yarısını teşkil ettiği görülmektedir.[5] Bu duruma bir de Türk kültürünün özellikleri eklendiğinde, aile şirketlerinin kurumsal bir yapıya kavuşması ve varlıklarını nesiller boyunca sürdürmesi daha da zorlaşmaktadır.

Bu çerçevede, çeşitli akademisyenler ve işadamları, Türkiye’deki yaygın kültürel yapının, diğer bir ifadeyle, büyüğe mutlak saygı anlayışı, Osmanlı’dan gelen ‘tebaa’ geleneği, mesleksizlik, hemşeri kayırmacılığı, paylaşıma, takım oyununa ve prosedürlere kapalı olmanın yanı sıra, ‘ben her şeyi bilirim’ ve ‘küçük olsun ama benim olsun’ önermeleri gibi kültürel özelliklerin kurumsallaşmanın yerleşmesi ve yaygınlaşmasını engellediğine dikkat çekmektedir.

Bu bağlamda, Batı ve Türk aile şirketleri karşılaştırıldığında, ülkemiz aile şirketlerinin varlıklarını koruma ve sürdürme problemi açıkça ortaya çıkmaktadır. Örneğin; Amerika’da 1640 yılında aile şirketi olarak kurulmuş olup, bugün 12. Jenerasyon tarafından yönetilen birçok şirket varlığını korurken (Tutle Market Gardens) ve dünya çapında birer dev haline gelirken; Türk ekonomisinin yaklaşık % 95’ini oluşturan Türk aile şirketlerinde benzer örnekler çok sınırlı sayıda kalmakta, büyük çoğunluğu yapısal sorunlar nedeniyle ikinci nesle geçtiğinde veya geçme aşamasında bölünmekte, el değiştirmekte veya yok olup gitmektedir. Türkiye’deki en eski ve nesiller boyu devam etmeyi başaran aile şirketlerinin boza (Hacı Bozanoğulları), kahve (Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları) ve helva (Çögenler Helvacılık) gibi geleneksel ürünlere yönelik firmalar olmaları da, işletme mevcudiyetinin sürdürülmesinde kültüre uygun bir pazarda yer almanın etkili olduğunu göstermektedir.[6]

 

Aile Şirketlerinin, değişim ve rekabetin çok yoğun yaşandığı günümüz iş dünyasında varlıklarını koruyarak, faaliyet gösterdikleri sektörde, bölgede, ülkede ve uluslararası arenada söz sahibi olabilmeleri için; kişilere bağımlı olmaktan uzak bir yapıyı bünyelerinde barındırabilmeleri ve gelecekte var olabilmeleri için, istek, ihtiras ve hırstan ziyade, ‘profesyonelce’ yönetilmeleri son derece önemlidir.

Dolayısıyla, Türk aile şirketlerinin varlıklarını koruyabilmeleri, kurumlarını gelecek nesillere aktarabilmeleri ve dünya ölçeğinde işletme haline gelebilmeleri için dikkate almaları gereken en önemli meselelerden birinin, en uygun evrede ‘kurumsallaşma/ müesseseleşme’ çalışmalarına başlamaları, yani profesyonel bir yönetime dayalı örgüt yapısını oluşturmaları gerektiğini söylemek doğru bir tespit olacaktır. Ancak, sürekliliğin sağlanması açısından önemli olanın, aile şirketlerinin her halükârda sadece kurumsallaşması değil, bu çalışmaların hangi evrede başladığıdır. Çünkü kurumsallaşmayı ihmal edip, belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra bunu yapmaya çalışanların önemli bir bölümünün başarılı olamadıkları, bu çalışmayı ancak, büyüme ve gelişme aşamasına geçiş sürecinde sağlıklı olarak gerçekleştirebilenlerin ise büyüme istidatlarını ve sürekliliğini devam ettirebildikleri görülmektedir.[7]

 Ailenin ve Aile Şirketinin Kurumsallaşması

Kurumsallaşma, bütün sosyal yapılar için çok önemli olmakla birlikte, aile şirketi için çok daha önemlidir. Çünkü aile duyguların baskın olduğu bir birlikteliktir. Duyguların yoğun olduğu bu birlikteliğin ticari bir amaca yönelmesi, belirli bir mantık ve kurallar zincirine ihtiyaç doğurur. İşte sıkıntıda burada başlar. Çünkü, duygu – yoğun ilişkileri ile işin içine giren, yoğun etkileşim ile çalışarak kısa zamanda işlerini büyüten aile şirketi üyeleri, yanlarına başka insanları da almak ve böylece işlerini büyütmek isterler. İşler büyüdükçe belirli bir sistematiğe ve kurallar zincirine olan ihtiyaçta artar. [8]

 

Bir şirketin gerçek anlamda kurumsallaşması, sadece örgüt düzeyinde gerçekleştirilen yeniden yapılanma çalışmalarıyla sağlanamaz. Özellikle aile ve iş ilişkilerinin iç içe geçtiği aile şirketlerinde, örgütsel kurumsallaşma ile eş zamanlı olarak, aile ilişkilerinin de kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Aile ilişkilerinin kurumsal bir yapıya kavuşturulması çalışmaları çerçevesinde, iş ve aile ile ilgili konuların ciddiyetle ve profesyonel bir şekilde ele alınmasını sağlayacak ‘aile meclisi’ oluşturulması; ailenin vizyon, misyon ve değerlerinin açıkça yer aldığı ‘aile anayasa’sının hazırlanması ve nesiller arası ‘devir planları’nın yapılarak aile ilişkilerinin kurallara bağlanması, aile içi iletişimin güçlendirilmesi ve aile üyeleri arasında çıkabilecek sorunların giderilmesi açısından hayati derecede önemlidir. Bu doğrultuda oluşturulan kurullar ve yapılan planlar genel olarak, ticari şirketin aileye ait olup olmamasının gerekliliği, ailenin şirket sahipliğini elinde tutup tutmamasına ilişkin arzusu, girişimcinin vefatı durumunda şirketin ne olacağı, mali durumunun nasıl etkileneceği, firmayı kimin yöneteceği, hissedar ve üst düzey yöneticilerin bahsedilen konularda fikir birliğine varıp varmadıklarının belirlenmesi gibi konular üzerinde de çalışmalar yapılmasını ihtiva etmelidir.[9]

 Şirketin Kurumsallaşması Nasıl Sağlanabilir?

Başarılı ve süreklilik sağlayan bir aile şirketi, geleceğe yönelik karşılaşabileceği olayları öngörebilen ve buna göre izleyeceği stratejiyi planlayarak, en uygun yapıyı oluşturabilen işletmedir.

Kurumlaşmanın ana göstergelerinden biri; şirketin, müşterisine, pazarına, iş yaptığı tüm kişi ve kuruluşlara, çalışanlarına kısacası ‘kamuoyuna mâl olması’dır. Bıçakçı (2000) ya göre, bir aile şirketi için ‘kurum(sal)laşmış’/’müessese haline gelebilmiş’ denilebilmesi için, ilk akla gelmesi gerekenler şunlardır:[10]

 

Yüksek düzeyde kurumsallaşmış bir aile şirketi;

  • Müşteriye, pazara yönelik ve kendi kamuoyunda/sektöründe itibarı olan bir kuruluştur.
  • Değişime uyum sağlayabilen esnek bir organizmadır.
  • Teknolojik gelişmelere ayak uydurabilen bir varlıktır.
  • Yaratıcılık ve dinamizm gücü olan örgüttür.
  • Ürettiği mal ve hizmetlerinde ve tüm ilişkilerinde gerekli kaliteyi yakalayan kuruluştur
  • Çalışanlarına, işin gereğini yapmak ve kişisel olarak ürettikleri işlerde ve etrafları ile ilişkilerindeki kalite demek olan, ‘profesyonellik düşüncesini’ benimsetmiştir.
  • ‘Kendine has bir ‘kurumsal kültür’ü oluşmuştur.
  • Kamuoyu, çalışanları, iş yaptıkları kişi ve kuruluşlar başta olmak üzere, diğer kişi ve kuruluşlarca ‘güvenilir’ bir kurumdur. Yani;

- Şirkete güvenilir,

- İnsanlarına (her kademedeki) güvenilir,

- Ürününe/hizmetine güvenilir,

- Satış öncesi ve satış sonrası hizmetine güvenilir.

  • Topyekün ‘insana yönelik’ bir organizasyondur. İnsan faktörü kesitsel değil, kitleseldir; yani kurum,

- müşterilerine,

- çalışanlarına,

- etrafındakilere (ilişkide bulunduğu tüm kişi ve kuruluşlara) odaklanan bir    politika benimsemiştir.

  • Çevresel sorunlara ilgisiz kalmayan bir davranışa sahiptir.
  • Yasalara, iş ahlâkı ve normlarına saygılıdır.
 

Şirketin kurumsallaşmasından, yukarıda da belirtildiği gibi, şirketin bir ‘sistem’ haline gelmesi ifade edilmektedir. Dolayısıyla şirketlerin bunu sağlayacak, profesyonel yönetim tarzına dayalı bir yapıya kavuşturulmaları gerekmektedir.

Sonuç itibariyle girişimci, henüz sağlığı yerinde iken, şirketi kurumsal temeller üzerine oturtmak amacıyla, kişilerden bağımsız bir yapının oluşumuna destek vermelidir. Yani işlerin devamının bir kişiye bağlı değil, kişiler değişse dahi, aksamadan devam etmesini sağlayacak bir yapı oluşturulmalıdır.

Burada unutulmaması gereken önemli bir husus, iç ve dış çevre şartlarının analiz edilmesinin yanı sıra, evrensel, ulusal, bölgesel ve sektörel gelişmeleri de yakînen takip ederek; bünyesinde gerekli düzenlemeleri yapabilen, diğer işletmelerden farklı ve ayırt edici bir kimliğe bürünebilen şirketlerin sürekli olabilecekleridir.[11]

Bu tür bir kimliğe sahip olunması ise, diğer çalışmaların yanı sıra ‘stratejik yönetim‘ anlayışının kurumda hakim kılınması ve ‘stratejik planlama’ yapılması ile mümkündür.[12]



[1] Necdet Sağlam, Çevrimiçi; http://www.eso-es.net/kurumsal/yazi.asp?66

[2] Aydın Ural, “ Aile Şirketlerinde ‘Kurumsallaşma’ Sendromu”, Sistem Yayıncılık,  2004 , s.17

[3] Fındıkçı, a.g.e, s.82

[4] Ural, a.g.e, s.18 - 19

[5] Tamer, Meral, ‘Vehbi Koç’suz Dönem Asıl Şimdi Başlıyor’, Milliyet, 11.02.1998, s. 6[6] Karpuzoğlu, a.g.e., s. 115.

[7] Alayoğlu, a.g.e, s.61- 62

[8] Fındıkçı, a.g.e, s.84

[9] Alayoğlu, a.g.e, s.131

[10] Bıçakçı, Ulaş; Başarının Olmayan Rotası, Rota Yayın Ltd.Şti., 1996, İstanbul, s. 391-393.[11] Karpuzoğlu, Ebru; ‘Şirketinizi Sürekli Kılmak İçin: Süreklilik Planı ve Varis Planı’, PERYON Dergisi, Sonbahar 2002, İstanbul, s.19

[12] Alayoğlu, a.g.e, s.66

AİLE ŞİRKETLERİ

   

Bahsedilen değişim ve yeniliklerle karşı karşıya kalan şirketler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de küçük veya orta ölçeklidir ve ülkemizde bulunan şirketler içinde KOBİ'ler %98.8'lik bir paya sahiptirler. Bir araştırmaya göre mevcut KOBİ'lerin %95'i aile şirketi niteliğinde şirketlerdir. Bu açıdan ülkemiz şirketleri konusunda yapılacak değerlendirmelerimizi, aile şirketleri çerçevesinde ele almamız daha uygun olacaktır.

Türkiye'de özel sektörün büyük kısmını oluşturan aile şirketlerinin başarılı olabilmesi, dünyaya açılabilmesi ve bunu yaparken de büyümeye devam etmesi, liberal bir ekonominin uygulandığı ülkemiz ekonomisi için oldukça önemlidir. Şirketlerimiz, acımasız bir rekabet ortamına açılabilmek, başarılı olabilme şansını artırmak için az önce değinilen küresel değişimleri mutlaka kendi bünyelerinde uygulamalıdırlar. Aksi takdirde, bu konularda bir çok eksiği bulunan şirketlerimiz bu süreçten olumsuz etkileneceklerdir.

Bu nedenle ülkemizde bulunan aile şirketlerinin dünya pazarlarında söz sahibi olabilmelerini sağlayabilmek adına, yaşayabilecekleri sorunlara çözüm noktasında öncelikle ülkemiz aile şirketlerini tanımamız gerekmektedir.Aile şirketlerinin kendine has özellikleri nedeniyle bir çok tanımı yapılabilmektedir. Ancak şu şekilde genel bir tanım yapılabilir:

Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak maksadıyla kurulan; genelde ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin büyük bir kısmı aile fertleri tarafından doldurulan; şirket bünyesinde alınacak kararlarda büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki kuşağın istihdam edildiği işletmelerdir.

Türkiye'de bulunan şirketlerin %98.8'inin KOBİ'ler ve bunların tamamına yakınının aile şirketi olduğunu hatırlayalım. Öyleyse KOBİ'ler dünya ekonomisinde ve ülkemizde "lokomotif vazifesi görmekte ve ekonomik etkinlikte en temel rolü üstlenmektedir. Bu nedenle aile şirketleri sahibi veya yöneticileri ailelerini aşan bir görev üstlendiklerinin farkına varmalı ve sahip oldukları şirketlerin yaşam süresini uzatmaya yönelik her türlü dahili ve harici ilişkilerde gerekli önlemleri bir an önce almalıdırlar.

Ülkemizde aile şirketlerinin büyük çoğunluğu genelde tek bir kişinin, şirketin kontrolünü elinde bulundurduğu "egemen ortak", ya da daha basit bir tabirle "tek patronlu" olma özelliği taşımaktadır. Bu şekilde kurulan aile şirketleri "patron şirketi" kimliğinden sıyrılıp, ikinci nesil şirkette ağırlığını hissettirmeye başladığında aile şirketinin yapısı değişir ve büyüdükçe farklı grupları bünyesinde barındırır. Bu gruplar şirketin iş alanı, kuruluş amacı ve kurumsallaşma durumuna göre iç içe geçebilmektedirler. Hissedarlar, aile üyeleri ve çalışanlardan oluşan bu gruplar, söz konusu aile şirketlerinin kurumsallaşabilme derecesine göre, şirkette aynı anda birkaç statü ve rol üstlenebilirler. Öyle ki bahsedilen grup içerisinde yer alan;

Hissedarlar; aynı anda hem aile üyesi olabilirler, hem de şirkette çalışabilirler,Aile üyeleri; şirkette hissedar olabilirler aynı zamanda şirkette çalışabilirler, Diğer bir grup olan çalışanlar ise;hem aile üyesi olabilirler hem de hissedar olabilirler.

Görüldüğü gibi bir aile şirketinde bulunan bu üç grup her zaman iç içe olabilmekte ve bunları birbirinden ayırmak bazen imkansız hale gelebilmektedir. İşte aile şirketlerinin yapısını ortaya koyan bu yapılanma aile şirketlerinde bir çok sorunun yaşanmasına neden olabilmektedir.Aile şirketlerinin karmaşık yapısı bir yana, salt aile şirketi olmaktan doğan bir takım avantaj ve dezavantajlar söz konusudur.

Aile şirketlerinin bir çoğunda işletme sermayesinin hemen hemen tamamını öz kaynaklar oluşturmakta ve finansman sorunlarında daha çok aile içinde çözümleme yoluna gidilmektedir. İşletme sermayesinin büyük kısmının öz kaynaklardan oluşması, şirketi dış çevreye karşı güçlü bir duruma getirir. Ayrıca şirket, finansman açısından zor bir duruma düştüğünde, ortaklar aileden olduğu için ortaklık gelirlerinden, diğer şirketlere göre daha kolay vazgeçebilirler. Ancak, şirketin sermayesinin tamamına yakınının öz sermayeden oluşması nedeniyle, şirketin menkul, gayri menkul veya nakdinin fazla olmaması ve borçlanmaya sıcak bakmaması nedeniyle şirketin büyümemesi veya büyüme hızında yavaşlama ihtimali söz konusudur.,

Yine sermayenin önemli bir kısmına sahip olmanın getirdiği avantajla teknik ve idari konularda yeni stratejiler belirleyip uygulamak ve yeni yatırım alanlarına yönelmek konusundaki kararları hızla ve kendilerine göre daha kurumsal bir yapıya sahip şirketlere göre daha kısa sürede alabilme yeteneğine sahip olabilirler.Bu ilk etapta şirket için avantajlı olabilir. Fakat başta, girişimci konumunda olan aile üyesi olmak üzere tepe yönetimindeki diğer aile üyelerinin merkeziyetçi bir yönetim anlayışına sahip olmaları, yetki devrine sıcak bakmamaları, yerinde olmayan kararlar alınmasına yol açacaktır. Ayrıca aileden veya dışarıdan olan ve karar sürecine katılmayan çalışanların, kararın yüklediği sorumluluğu üstlenmeme ihtimalini artıracak, çalışanların motivasyonunu düşürecek ve üretkenliği azaltacaktır. Böyle bir sorunun varlığı ise şirketin gelecekte yönetimine talip olacak neslin yeterli eğitimi alamamasına neden olacaktır.Aile şirketlerinin geleneksel merkeziyetçi yönetimi, aile bireylerinin şirket yönetiminde önemli noktalarda yer alması ve çalışanların arasında aile bireylerinin bulunmasından doğan uyum, olumlu bir sinerji yaratabilir. Ancak aile şirketinin hayat seyri içerisinde büyümesi gelişmesi ve yönetimin yavaş yavaş ikinci nesle geçmesi aşamasında değişik sorunlarla karşılaşılacaktır. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için, şirket üyeleri ya profesyonel bir danışmanlık hizmeti alacak ya da şirketin stratejik birimlerine profesyonel yöneticiler getirmek zorunda kalacaklardır. Eğer bunlar yapılmazsa şirketin üçüncü nesle geçmesi tehlikeye girecek ve belki de şirket el değiştirecek veya faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacaktır. 

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ

            

 DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNİN TANIMI

Şirketlerin rekabet yeteneklerini geliştirmeleri, elemanlarının daha fazla çalışmalarını sağlamakla değil, daha farklı bir şekilde çalışmalarını öğrenmeleriyle mümkündür. Bu ise şirketlerin ve elemanlarının, bu zamana kadar başarılı olmalarını sağlayan ilke ve teknikleri unutmaları gerektiği anlamına gelmektedir. Şirketlerin bugüne kadar başarılı olmasını sağlamış bu ilke ve tekniklerin yerini alacak olan iş dünyasının üç sac ayağını oluşturan "müşteri-rekabet-değişim" unsurlarını zorlamaları tüm şirketleri yönetim anlayışlarını değiştirmeye yönelik devrimsel nitelikleri yapılanmaya zorlaması ortaya değişim mühendisliğini (reengineering) çıkarmıştır(HENRY vd., 1993, s.4).Değişim Mühendisliği işimizi nasıl organize etmek ve sonuçlandırmak konusunda eski kurallardan kurtulmamızı sağlamaya çalışmaktadır. Değişim Mühendisliği titiz bir şekilde hazırlanıp, küçük ve çekimser adımlarla gerçekleştirilemez. Değişim Mühendisliği, belirsiz bir sonuçla ilgili ya hep ya hiç formülüdür.Japon işletmeleri ve genç müteşebbisler süreçlerde daha iyi performansın mümkün olduğunu ispat etmişlerdir. Ürün geliştirmeyi 2 kat daha hızlı, varlıkları 8 kat daha iyi ve verimli, müşterilerin taleplerine 10 kat daha iyi ve verimli, müşterilerin taleplerine 10 kat daha hızlı cevap vermeyi başarmışlardır. Bu şartlar altında değişim mühendisliği işletmelerimiz için bir çıkış yolu olarak gözükmektedir. Değişim mühendisliği, günümüzde daha iyi, daha kaliteli, daha çabuk hizmet sunabilmeleri için, işletme bünyesindeki tüm iş yapma usul ve süreçlerinin köklü bir şekilde gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırılmasını ifade etmektedir (KOÇEL,1989, s. 268). Başka bir deyişle, müşteriler nezdinde işletmenin ürettiği mal ve hizmetlerin saygınlığını arttırmak, kalite, maliyet ve zaman konularında köklü gelişmeler sağlayabilmek için, işletmenin organizasyon yapısı, kullanılan tüm süreçler ve bunları destekleyen bilgi akış sistemlerinin hep birlikte yeniden yapılandırılması olarak ifade edilebilir.Değişim mühendisliğinin ilk resmi tanımı Michael Hammer tarafından yapılmıştır. Maliyet, kalite, hizmet ve hız gibi çağımızın en önemli performans ölçülerinde çarpıcı gelişmeler yapmak amacıyla iş süreçlerinin temelden yeniden düşünülmesi ve radikal bir biçimde yeniden tasarlanmasıdır (MICHAEL vd., 1995, s.3).

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNİN TEMEL İLKELERİ

Değişim mühendisliği kavramı sürecin bütününün etkenliği ve etkililiğinin artırılması ile ilgilidir (ROBERT, 1989, s. 19-24).Değişim mühendisliği yeni bir kavram olmayıp, temeli yıllar öncesine dayanmaktadır. İş basitleştirmeyi içeren dokümanlar 40 yıl öncesine hatta daha da geriye kadar uzanmaktadır. Değişim mühendisliğine bu yoğun ilgi nereden kaynaklanmaktadır? Bazıları bu sorunun yanıtını, küresel ekonominin gelişimi çerçevesinde iç pazarların gerçek anlamda ortadan kalkması şeklinde yorumlamaktadır. Müşteri ile aynı coğrafi bölgede yer almak, bir ayrıcalık olmamakta; farklı yörelerde o işi daha iyi yapabilecek işletmelerin bulunması nedeniyle, belirli bir yörede tek olan işletmeler, kesinlikle kalite ve maliyetten ödün vermemektedirler. Bir çok büyük işletme genelde sergiledikleri tutumlarını sürdürecek olurlarsa, yapılan ile yapılması gereken arasındaki fark kontrolsüz bir şekilde çok hızla büyüyecektir. İşte bu gerçek bizi değişim mühendislik uygulamalarının birinci ilkesine götürmektedir.1. İlke: Ürün veya hizmet kalitesinin neler olduğuna ilişkin tanımlamalardan müşteri sorumludur.
2. İlke: Örgütün, katma değeri olan süreçleri içerecek ve destekleyecek şekilde yukarıdan aşağıya yapılandırılması gerekmektedir.
3. İlke:Çevrim zamanları, süreç maliyetleri ve/veya müşteri tatminin ölçülmesi ve değerlendirilmesinde gerçekleştirilen kapsamlı iyileştirmeler, değişim mühendisliğinin büyük bir kısmının başarısının ölçülmesinde kilit göstergeler olarak ortaya konulmalıdır.
4. İlke: İşletme süreçlerde direk görev alan tüm personele sürecin analizi ve yeniden tasarlanmasında görev vermelidir.
5. İlke: Üst düzey yöneticiler değişim mühendisliğinin tüm aşamalarında yer almalıdır.
6. İlke: Değişim mühendisliği uygulamalarda diğer hususlardan ziyade sürecin performansı optimize edilmeye çalışılmalıdır.
7. İlke: İletişim ve güvenilirlik, değişim mühendisliğinin başarısında gerekli temel özellikler olmalıdır.
8. İlke: Sürecin performansını belirlemek, uygulama öncesi ve sonrası sonuçları karşılaştırabilmek için dikkatlice planlanmış bir ölçüm sistemi tasarlanmalıdır.
9. İlke: Değişim mühendisliği projesine mevcut bir sürecin örgüt için gerçekten gerekli olup olmadığı sorusu ile başlanır. Eğer cevap evet ise, öncelikle sürecin günün şartlarına uyum sağlayacak şekilde iyileştirilmesi, daha sonra da diğer süreçlere göre optimizasyonu gerekmektedir.
10. İlke: Değişime karşı bir takım psikolojik ve duygusal engellerin ortaya çıkabileceği ve bunların değişim mühendisliği projesi boyunca dikkatlice yönlendirilmeleri gerektiği mutlaka gözönünde bulundurulmalıdır.
11. İlke: Değişim mühendisliği projesi içinde yer alan kişiler, süreç içindeki rollerinin ne olduğunu anlamak için yüklendikleri sorumlulukları nasıl uygulamaları gerektiği konusunda eğitilmelidir.
Yukarıda verilen 11 ilke başarılı bir değişim mühendisliği projesinde ortaya çıkabilecek temel sorunlara geniş bir perspektiften bakmaktadır. Değişim mühendisliği projesinde çalışmaya başlamadan önce şirketin tüm ilkeleri ışığında kendi kültür yapısını gözden geçirmesi gerekir (ARDIÇ vd., 1998, 242-243).

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNİ KİM GERÇEKLEŞTİRECEK

"Değişim mühendisliğini kim gerçekleştirecek?" sorusunun cevabı asla bir kişi değildir. Bunu gerçekleştirecek olan bir ekiptir. Bu ekip üyelerini aşağıdaki gibi sıralamamız mümkündür (HAMMER vd., 1998, 242-243). Lider: Tüm değişim mühendisliği çalışmalarını onaylayan ve işgörenleri değişim mühendisliği projesini başarılı bir şekilde tamamlanması için motive eden kişi. Süreç sahibi: Belirli bir sürecin ve sürece uygulanan değişim mühendisliği çalışmasından sorumlu olan yönetici.Değişim Mühendisliği Ekibi : Teşhis koyan ve uygulamasını yöneten takım.İdare Komitesi : Üst düzey yöneticilerden oluşan, şirketini genel değişim mühendisliği stratejisini geliştiren ve bunun ilerlemesini izleyen birim.Değişim Mühendisliği Koordinatörü: Şirket içinde değişim mühendisliği teknik araç ve gereçlerini geliştirmekten ve ayrı projelerin birbirlerini güçlendirmesini sağlayan bu projeleri entegre bir şekilde yöneten ve yönlendiren kişi.
Ekip içindeki her birimin görevini eksiksiz bir şekilde yapıyor olması değişim mühendisliğinin başarılı olmasını sağlayacaktır.

 DEĞİŞİM MÜHENDİSİLEĞİNE NASIL BAŞLANMALI VE NASIL UYGULANMALI

Değişim mühendisliğinin başarı ile neticelendirilmesi için ilk önce işletme değişim mühendisliğine başlamalıdır. İşletmeler değişim mühendisliğine nasıl başlamalıdır? sorusuna ilk cevap stratejilerin belirlenmesi kestirebilmelidir.

1. Önce stratejileri belirleme: işletmeler her şeyden önce amaçlarını çok net bir şekilde belirlemeli ve yapacağı değişikliklerin işletmeyi hangi noktaya götüreceğini kestirebilsin.

2. Yüksek yönetim liderliğini tedarik et: Değişim mühendisliği projeleri, ilgili tüm bölümleri kapsar ve tüm bölümlerin katılımını gerektirir. Bu katılım değişim mühendisliğinin başarısında çok önemli bir yere sahiptir. Katılımın sağlanması ise, proje liderinin otoritesi ile gerçekleştirilecektir. Burada otorite denildiği zaman bölüm şefi ya da müdür değil, genele müdür veya genel koordinatör kastedilmektedir. Zira değişim mühendisliğinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için üst düzey yönetimin tam katılımı ve desteği gereklidir.

3. Acil durum ilan et: İşletmelerde radikal değişiklikleri sağlamak birçok açıdan güç bir iştir. Değişim mühendisliğini uygulamaya başlayan işletmeler, bu projenin uygulanması sırasında bir çok politik baskı ile karşı karşıya kalabilirler. Belli bir dönem sonunda istenen başarıyı elde edemeyerek dağılabilirler. Dolayısıyla değişim mühendisliği projesinin uygulanması safhasında acele edilmeli ve zaman kaybedilmemelidir. Projeler günün ve firmanın durumluna göre değiştirilebilmeli ve yeni duruma göre uyumlaştırılmalıdır.

4. Dışarıdan içeriye tasarla : Projenin hangi süreçlere uygulanacağı ve nereden başlanacağıdır. Bir çok uzmanın ortak kanaati, başlangıç noktasında müşterinin olması gerektiğidir. Zira üretmiş olduğumuz ürün ya da sunmuş olduğumuz hizmetin nihai tüketicisi, kullanıcısı müşteridir.  

5. Danışmanla çalış: Danışmanların kullanılması, değişim mühendisliği planlarının hazırlanmasında ve uygulama aşamasında sıkça kullanılacaktır. Danışmanlara en çok gerek duyulacak zaman ise, uygulamada olacaktır. Danışmanları işletmede bulunan diğer proje elemanlarından farklı bir yapıdadır. Çünkü işletmede çalışan ve proje ekibinde bulunan elemanlar dahil oldukları süreçlerde uzun bir süre çalıştıklarından bir takım olumsuzlukları kanıksamışlardır (TUĞRUL, 1995, s. 29).

Değişim Mühendisliği Projesinde Başarının Koşulları

1. İşler Sonuçlar Etrafında Organize Edilmeli: Değişim mühendisliği süreçlere uygulanacağı zaman temel hedef süreçleri basitleştirilerek istenen amaca ulaşmasıdır. Yani süreçlerin yeniden tasarlanmasında karmaşık süreçleri oluşturma değil, bilakis hedefe kolay ulaşılabilecek yolu bulmak olmalıdır. Genelde, kontrolün kolay bir şekilde yapılabilmesi ve dokümantasyonun sağlanabilmesi için süreçler karmaşık hale getirilmişlerdir. Amaç süreçlerin basitleştirilerek işleri sonuçlar etrafında organize etmek olmalıdır.

2. Müşterilerin Firmaya Direk Temasını Gerçekleştir : Üretmiş olduğumuz ürünün ya da sunmuş olduğumuz hizmetin değerlenmesini yapacak olan müşteridir. Dolayısıyla süreçlerimizin değerlendirilmesinde daha iyi gözlemci olabilmeleri için onların fikirlerinden ve deneyimlerinden istifade etmek yoluna gitmek, onları süreçlere dolaylı bir şekilde katmak süreçlerin daha iyi çıktılar sağlamasında faydalı bir yol olarak gözükmektedir. Bunun için müşterilerle çeşitli zamanlarda ve çeşitli şekillerde anket yapmak onlarla mülakat yapmak çok faydalı olacaktır.

3. Teknolojiyi Kullanmak: Teknolojide yaşadığımız ve hali hazırda yaşamakta olan değişimin ve gelişmenin inanılmaz boyutlarda olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Teknolojide yaşanan bu gelişmeden istifade etmek işletmeler için bir zorunluluk olmuştur. Dolayısıyla aşırı rekabet ortamında değişim mühendisliği projelerini uygulayacak olan işletmelerin teknolojiyi yoğun bir şekilde kullanması gerekmektedir. Teknolojiyi kullanmanın işletmeye sağlayacağı yararların başında ise, çevrim zamanının kısalması ve zaman kayıplarını minimize etmesidir.

4. Kontrollü Bazı Kurallar ve Değerlendirmelerle Sağla: Kontrol işletmelerde birçok aşamada yaşanan bir zorunlulukmuş gibi karşımıza çıkmaktadır. Kontrolün sık ve birçok aşamada direkt bir şekilde yapılmasından çok, yetkilerin bir bölümünün devredilmesi ile belli aşamalarda yapılması hem zaman hem de parasal olarak işletmeye getiri sağlayacaktır. Dolayısıyla direkt kontrolü ortadan kaldırarak zamandan kazanmak değişim mühendisliği projelerinin başarı anahtarlarından biri olmuştur.

5. Farklı Görevleri Birleştir: İşletmelerde tanımlanmış birçok görev ve bu görevleri yapacak birçok eleman bulunmaktadır. Tanımlanmış bir çok görev bazen farklı birimlerde tekrarlanması sebebiyle zaman ve maliyet kayıplarına yol açmaktadır. Eğer görevler arasında tekrarlar ortadan kaldırılırsa, işler arasında ortak noktalar birleştirilirse, işletme zaman tasarrufu sağlayacaktır. Bu ise, işletmenin Pazar payının artmasını sağlayacaktır.

6. Çalışanlara Karar Hakkı Ver: Süreçlerin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleşmesi ancak çalışanların işe sahiplenmesi ile mümkün olmaktadır. Bu ise onlara yetkinin devredilmesi ve süreçler üzerinde etkilerinin arttırılmasını beraberinde getirecektir. Ancak yetkilendirmeden kast edilen klasik yetki devrinin sağlanması değil, işgörenin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.

7. Geri Dönüşüm Kanalları Oluştur: Her süreç içerisinde, bir geri dönüşüm kanalı oluşturmak, bizim süreçleri ileride daha iyiye götürmemizi sağlayacaktır (TUĞRUL, 1995, s. 29-30).

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNDE BAŞARISIZLIĞA SÜRÜKLEYEN HATALAR

Değişim mühendisliğinde başarılı olmak, işletmelerin izleyeceği stratejilere bağlıdır. Başarılı olmak için başarısızlığa sürükleyen hataları yapmamak gerekir. Bunlar, aşağıdaki gibi sıralayabiliriz (HAMMER vd., 1998, s. 190-202):" Bir süreci değiştirmek yerine tamir etmeye çalışmak,
" İş Süreçleri üzerinde yoğunlaşmak,
" Sürecin yeniden tasarlanması dışında her şeyi göz ardı etmek,
" İnsanların değer ve inançların ihmal edilmesi,
" Çok erken vazgeçmek,
" Küçük sonuçlarla yetinmeye hazır olmak,
" Sorunun ve değişim mühendisliği çalışmasının kapsamının tanımlanmasına öncelik vermek,
" Mevcut şirket kültürlerinin ve yönetim davranışlarının ve değişim mühendisliğinin başlamasını engellemelerine izin vermek,
" Değişim mühendisliğinin en alttan en üste doğru uygulamaya çalışmak,
" Çalışmayı yönetmek üzere değişim mühendisliğini anlamayan bireyleri görevlendirmek,
" Değişim mühendisliğine ayrılana kaynaklar konusunda cimrilik etmek,
" Değişim mühendisliğini şirket gündeminin ortalarına gömmek,
" Enerjinin peke çok büyük değişim mühendisliği projesi arasında dağılması,
" Genel Müdürün emekliye 2 yıl kala değişim mühendisliğini uygulamaya başlamak,
" Değişim mühendisliğini kimseyi mutsuz etmeden gerçekleşmeye çalışmak,
" Değişim mühendisliğini getirdiği değişimlere gösterilen direnç karşısında geriye çekilmek,
" Değişim mühendisliğinin çalışmasını sürüncemede bırakmaktır.

TÜRKİYE'DE DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ UYGULAMALARINDA KARŞILAŞILABİLECEK GÜÇLÜKLER

Değişim mühendisliği diğer tüm yönetim modellerinde olduğu gibi belli bir disiplin, kararlılık, eğitim, liderlik ve yetenek gerektirmektedir.Tüm yönetim modellerinde olduğu gibi, uygulamada bir takım problemlerle karşılaşma ihtimali her zaman bulunmaktadır. Uygulamada karşılaşılan güçlük ve problemleri görüp onlardan kaçınmak çalışmalarımızda bizi başarıya ulaştıracak önemli adımlardan biridir. Türkiye açısından bir takım güçlükler bulunmaktadır. Bunları şu şekilde ifade etmek mümkündür(ARDIÇ vd., 1998,s. 247):" Tepe yönetimin kararlılık ve desteğindeki eksiklikler.
" Örgüt kültürü kavramının istenildiği ölçüde anlaşılmaması nedeniyle çalışmaların teori düzeyinde kalması ve uygulama safhasına geçememe.
" Her yeni uygulamada olduğu gibi birtakım zorluklar ve bu zorlukların sebep olduğu zaman alıcı işlemler sebebiyle hedeflerden taviz verme.
" Liderlik ve motivasyon eksikliği.
" Teknolojik ve sosyal tekniklerin uygulamaya geçirilmesinde toplumsal kültür ve bunun yansıması olan örgüt kültürü gözardı edilerek yönetim modelinin aynen kopya edilmesi yoluna gidilmesi ve neticede uyum sorununun yaşanması.
" Yönetimin vizyon eksikliği ve çoğu zaman modele ve yönetim tekniğine geçici bir modaymış ve zamanı geldiğinde unutulacak veya vazgeçilecekmiş gibi bakması.
" Ekip çalışması yerine bireysel çalışmalara ve çekişmelere meydan verilmesi.
" İş süreçlerinin fonksiyonel bağımlılıktan kurtarılmaması.
" Her aşamada eğitim eksikliği.
" Tedarikçilerle olan yanlış ilişkiler ve yan sanayi yetersizliği.
" Teşvik ve ödül sistemlerindeki eksiklikler ve yetersizlikler.
" Sendikalar, dernekler, meslek odaları ve bunun gibi tutucu yapılar.

TKY İçin Gerekli Koşullar

Şayet çalışanların yüksek kaliteli ürün/hizmet sağlamaları isteniyorsa şu üç koşul karşılanmalıdır.

  - Kişi ancak arzu ettiği takdirde çalışır.

  - Nasıl çalışılacağını bildiği takdirde çalışır.

  - Bir iş yapma imkanına sahip olduğu takdirde çalışır.

İnsanların kişisel amaçları ile uyuşmayan faaliyetlerden kaliteli sonuçlar elde etmenin mümkün olmadığını anlayan Japonlar, bir kararla ilgili olan tüm personelin konsensüsünü daha ilk aşamada elde etmeye çalışmakta ve eylemi bundan sonra gerçekleştirmektedirler. Birinci aşamanın gerçekleşmesine harcadıkları zamanı daha sonra fazlasıyla kazanmaktadırlar.

İkinci koşul ise herkesin etkili olarak nasıl hareket edeceğini bilip bilmediğinin, bir diğer ifadeyle, işini profesyonelce yapıp yapmadığının ve bunun bütün faaliyet alanlarında (teknik, ilişkiler, örgütsel vb.) gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilinmesi ile ilgilidir. Bu ikinci koşul eğitim faaliyetlerini gerekli kılmaktadır. Eğitim bir yatırım olarak kabul edilmeli ve uygulamaya eğitim ile başlanmalı ve eğitim süreklilik göstermelidir.

İşletmelerde çalışanların sık sık "ne yapacağımı biliyorum ama bunu yapmaya imkanım yok" dendiğine şahit oluyoruz. Şüphesiz, herkesin, her istediğini yapmasına göz yumulması söz konusu değildir. Burada bahis konusu olan, üst yönetimin, emri altında olan personele tüm yeteneklerini kullanabilme imkanını sağlamasıdır.

İş Yapmayı Arzu Etmek

Günümüz yöneticilerinin en önemli görevlerinden biri de çalışanların işlerini isteyerek yapmalarını sağlamaktır.

Bu konuda yapılacakları şu şeklide sınıflandırabiliriz :

  - Personeli kalite konusunda duyarlı hale getirmek,

  - İşletme içi iletişimi sağlamak,

  - Personeli işletme hayatı ve elde edeceği sonuçlar hakkında bilgilendirmek.

Kişinin işiyle ilgili hale gelmesi, daha iyi iş yapma yollarını arama ve sürekli iyileşmenin bir garantisidir. Kalite konusuna duyarlı hale getirilmiş, işletme hakkında yeterli bilgisi olan, kanaatlerini ve önerilerini ifade edebilen kişiler sadece düşüncelerini belirtmekle kalmayıp, bunları gerçekleştirmeyi veya gerçekleşmesine katılmayı arzu ederler. Sahip çıktıkları veya kendilerinin kabul ettikleri sonuçlar karşısında gurur duyarlar.

İş Yapma Yollarını Bilmek

Kişilerin toplam kalite anlayışına duyarlı hale getirilmesinden sonra akla gelen ikinci soru, kişilerin neyi nasıl yapacaklarıdır. Bu sorunun cevabı; eğitim, eğitim ve eğitimdir.

Kalite ile ilgili eğitim faaliyetlerini iki grupta toplayabiliriz :

 

  - Birincisi, işletmenin kalite tanımı

  - İkincisi de toplam kalite araçları

Birinci grupta eğitim, işletmenin kalite politikası, stratejisi ve metodolojisinin ortaya konulması ile ilgilidir.

İkinci gruptaki eğitim ise, kalite yönetiminin daha teknik ve özel araçları ile ilgilidir. İstatistik proses kontrol, kalite ölçüm araçları, kalite güvencesi sistemi, kalite denetimleri ve üretim yönetim sistemleri bu kapsamda değerlendirilebilir.

Fakat bu özel kalite eğitim tek başına yeterli değildir. Buna paralel olarak, kişilere faaliyet alanlarıyla ilgili yeterli bir mesleki beceri kazandıracak, teknik ve bilimsel bir eğitimin de verilmesi gereklidir.

Harekete Geçebilmek

İşletmenin emrinde, mükemmeli elde etmeye dönük zekalar bulunmaktadır. Fakat bunlar işletme imkan verdiği takdirde harekete geçmektedirler. Eğer bu imkan verilirse, işletme, yenilik yapmayı arzulayan dinamik bir yapıyı kendi içinde oluşturacaktır.

İşletme yapısının yenilik yapma kapasitesi üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır. Bu alanda başarılı olan işletmeler genellikle esnek yapılı ve merkeziyetçi olmayanlardır. Hiyerarşik kademe yapısı çok olmayan, basık organizasyonlar, çabuk karar almayı ve kararların uygun olan düzeylerde verilmesini kolaylaştırırlar.

Kaynak: Kalite Ofisi

Juran’ın Toplam Kalite Kontrol Yaklaşımı

Juran firmaların kaliteye ilişkin görevlerini iki seviyede ele almaktadır:

1. Firmanın görevi müşterileri için kullanıma uygunluğu sağlamaktır.

2. Firma bölümlerinin görevi kullanıma uygunluğu sağlamak için hazırlanan standartlara uygun olarak çalışmaktır.

Endüstri devrimini takiben başlayan belirli konularda uzmanlaşma akımı giderek firmalarda uzman bölümlerin yaratılması ile sonuçlanmıştır. Bu uzman bolümler (dizayn, üretim, satış, kalite kontrol...vb.) yeni urun veya hizmetin piyasaya çıkarılmasında veya değiştirilmesinde gerekli olan fonksiyonları gerçekleştirirler.

Değişik bölümlere ait olmakla beraber bu fonksiyonlar, hemen hemen  değişmez olaylar zinciri ile birbirlerini izlerler. İşte, firma bölümlerinin kullanıma uygunluğu sağlamak amacı ile zaman içinde ve birbirlerini izleyerek gerçekleştirdikleri fonksiyonlarını, Juran, “Kalite Spirali”nde aşağıdaki gibi göstermektedir:

Kalite İyileştirme

Spiral incelendiğinde, kullanıma uygunluğun sağlanması için pek çok faaliyetin gerçekleştirilmesi, pek çok işin yapılması gerektiği görülmektedir. Firma içindeki değişik bölümlerde veya firma dışında yerine getirildiğine bakılmaksızın bu işlerin, faaliyetlerin tümü “Kalite Fonksiyonu” olarak adlandırılır. Firma bölümleri “Kalite Fonksiyon’nun kendilerine ait kısımlarını bölümlerine ait kalite disiplinleri ve bölümlerinin özel teknikleri ile yerine getirirler.

Bölümlerin fonksiyonları birbirini çok yakından izlediği ve ilgilendirdiği için firma çapında ve kusursuz bir kalite yönetimini gerekli kılmaktadır.

Juran’ın kalite yönetimi ve kalite geliştirme çalışmaları şöylece özetlenebilir:

Üst yönetim  kalite konusunda aktif, canlı bir liderlik göstermelidir. Kalite politikasının, hedeflerinin, organizasyonunun, olcum yöntemlerinin, eğitim programlarının  oluşturulmasında bizzat rol almalı ve varlığını açıkça hissettirmelidir.

Kalite Üçlemesi

Kalite Kontrol ve Kontrol

Kalite kontrol kalite performansının ölçümü, standartla karşılaştırılması ve fark üzerinde çalışılmasıdır. Bu evredeki problemler ani problemlerdir ve çözümleri için IPK ağırlıklı olarak kullanılmalıdır.

Üçlemenin IPK ve ani problemler aşaması,   Deming’in IPK ve özel problemleri ile paralellik taşımaktadır.

Kalite Geliştirme ve Hamle

Bu evredeki problemler kronik problemlerdir.  Kronik problemler ancak yönetim tarafından çözülebilirler. Kronik problemlerin çözümü firmanın kalite seviyesinde sıçramalar sağlar.

Juran’ın kronik problemleri Deming’in sistem “kaynaklı” olarak tanımladığı problemlerdir.  Bu tur problemler firma aktivitelerinde her an çok sayıda mevcut olabilirler.

Bu problemlerin çözümü için Juran kalite Geliştirme Gruplarını önermektedir. Her bir problem proje bazında bir grup tarafından ele alınmalı ve çözüme kavuşturulmalıdır. Bu tur grup projeleri üretim, mühendislik, pazarlama, yan sanayi, eğitim vb... konuları kapsar.

Yönetim de  KG gruplarını desteklemek ve kararlılığını göstermek için  çalışmalarda yer almalıdır.

Bu evrenin özellikleri şöyle özetlenebilir:

Proje konularının seçiminde esas olarak kalite maliyetleri ve iyileştirmenin olası kazançları alınmalıdır.

Süregelen, kronikleşmiş, benimsenmiş problemlerin çözümü (fire oranları, yan sanayinin durumu ...vb) yönetimin  alışılagelmiş davranışlarından, bakış  açısından, bilgi akışından  vazgeçmesini gerektirir.

Kalite Planlama

Kalite planlama ve yıllık programlar üst yönetimin kaliteye katkısı için bir araç durumundadır.

Kalite programı diğer yıllık programlara benzer bicimde hazırlanır ve onlarla paralellik taşır.

Kalite yönetim sistemi her sene gözden geçirilir

Planlamada kısa ve uzun donem hedefler öncelikleri ile belirlenir ve sonuçları değerlendirilir.

Planlar firmanın diğer planları ile uyumlu olacak şekilde hazırlanır

Kaynak: Kalite Ofisi

ISO 9001:2000 GENEL

ISO 9000 terimi; ISO 9000:2000, ISO 9001:2000, ISO 9004:2000 olmak üzere üç farklı standardı içerir. 

· ISO 9000:2000 Kalite Yönetim Sistemleri – Temel Kavramlar, Terimler ve Tarifler. Bu doküman kalite yönetim sistemlerinin temel kavram ve terminolojisini içerir. ISO 8402:1994 ve ISO 9001-1:1994, madde 4 ve 5 i iptal etmiş ve yerini almıştır. ISO 9000 serisinin seçim ve kullanım kılavuzu ise ISO tarafından bir broşür şeklinde hazırlanmıştır.

· ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemleri – Şartlar. Bu doküman kalite yönetim sisteminin şartlarını tanımlar ve organizasyonun müşteri gereksinimlerini ve ürünle ilgili yasal ve mevzuat şartlarını karşılama yeterliliğini göstermek için kullanılır. ISO 9001:1994, ISO 9002:1994 ve ISO 9003:1994’ü iptal etmiş ve yerini almıştır.

· ISO 9004:2000 Kalite Yönetim Sistemleri – Performans İyileştirmeleri İçin Kılavuz. Bu doküman müşteri gereksinimlerini karşılayacak, etkin bir kalite yönetim sistemi oluşturulması, yönetimi ve sürekli iyileştirilmesine rehberlik sağlar. ISO 9001:2000 Standartlarının ötesine geçmek isteyen yönetici konumundaki kişilere yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. ISO:9004-1:1994’ü iptal etmiş ve yerini almıştır.

ISO 9000 Standardları ilk olarak 1987 yılında basılmış ve 1994 yılında küçük bir revizyona uğramıştır. 2000 yılında ise güncelleştirilerek tekrar basılmıştır.

International Organization of Standardization (IOS)'un temel amacı tüm insanların anlayacağı ve kabul edeceği tek bir standart yaratarak uluslararası ticareti kolaylaştırmaktır.

ISO 9000 Standardları her tür kuruluşa uygulanabilecek niteliktedir.

ISO 9000 Niçin Önemlidir?

ISO 9000 öncelikle kaliteyi yönetmenize yardımcı olur. Para tasarrufu sağlar. Müşterilerin bir beklentisidir ve rakiplerimiz tarafından kullanılır.

ISO 9000 uluslararası kabul görmesi nedeniyle de önemlidir. Halen 120’nin üzerindeki ülkenin ulusal standardizasyon kuruluşları tarafından desteklenmektedir. Bu durum yalnız başına, uluslararası iş yapan herhangi bir kuruluşun ISO 9000’i seçmesi için yeterlidir. Benzer şekilde uluslararası kalitede bir ürün ya da hizmet isteyen müşteriler de ISO 9000’i arayacaklardır.

ISO 9000 sistematik yapısı nedeniyle önemlidir. Pek çok insan kalitenin sadece insanların yeterince motive olmaları, doğru tutumları geliştirmeleri halinde mümkün olacağını düşünmektedir. Motivasyonun gerekliliğine bizim de bir itirazımız yok, fakat yalnız başına yeterli olmadığına inanıyoruz. Doğru tutumlar; doğru politikalar, prosedürler, kayıtlar, kaynaklar ve yapı ile desteklenerek kurumsallaştırılmadığı müddetçe kalitenin başarılması çok güçtür.

ISO 9000 ayrıca her tür kuruluşa uygulanabilecek niteliktedir. Ne yaptıkları ve ne büyüklükte oldukları önemli değildir. Gerek üretim gerekse hizmet temelli kuruluşların dünya standartlarına ulaşmasını sağlar.

ISO 9000 Nasıl Çalışır?

ISO 9001:2000 Standardının şartlarını karşılayan bir kalite yönetim sistemi oluşturmaya karar verdiniz. Bu yolu seçtiniz çünkü ürün ya da hizmetlerinizin kalitesini iyileştirmek, kalitesizlik maliyetlerini azaltmak ya da rekabet gücünüzü arttırmak istiyorsunuz. Belki de sadece müşterileriniz istediği için ISO 9000’e katlanmak zorunda olduğunuzu düşünüyorsunuz. 

ISO 9001: 2000 Kalite Yönetim Sistemini oluştururken, ISO 9000:2000 ve ISO 9004:2000 kılavuzlarından yararlanabilirsiniz. Bununla birlikte bu bir zorunluluk değildir. Kalite yönetim sisteminiz ISO 9000’nin kılavuzlarını değil şartlarını karşılamalıdır. Eğer bazı kavramları açıklığa kavuşturmaya ihtiyacınız yoksa ya da ISO 9001 şartlarının ötesinde bir kalite yönetim sistemi oluşturmayı düşünmüyorsanız kılavuzları kullanmayabilirsiniz.

Peki bu yeni sistemi nasıl oluşturacak ya da mevcut sisteminizi nasıl yeni Standarda uyarlayacaksınız? Bunun için işe mevcut prosesleriniz ile ISO 9001:2000 şartları arasındaki farkları belirleyerek başlayın. Bu farkları belirledikten sonra bunları gidermek için gerekli adımları atabilirsiniz. Bu yöntem yeni standardın şartlarını karşılamanızın yanı sıra kuruluşunuzdaki tüm proseslerinin performansının iyileştirilmesini sağlayacaktır.

Kalite yöneyim sistemini tam olarak geliştirdikten ve uyguladıktan sonra yaptıklarınızın doğruluğundan emin olmak için bir “iç tetkik” planlayın. Bu amaçla kuruluşunuzdan iç tetkik eğitimi almış çalışanları kullanabilirsiniz. 

Hazır olduğunuzda ISO 9001:2000 belgelendirme yetkisi olan kuruluşlardan birine başvurun. ISO 9001 sertifikasını alabilmek için bu kuruluşun tetkikçilerini oluşturduğunuz kalite yönetim sisteminin ISO 9001:2000 şartlarını karşıladığı konusunda ikna etmelisiniz. 

Bunu başarmanız halinde ürün ve hizmetlerinizin kalitesinin ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemine uygun olarak yönetildiği, kontrol edildiği ve garanti altına alındığını ilan edebilirisiniz

Kaynak: Kalite Ofisi

Global İşletme Yönetiminin Yeni Stratejik Boyutu: Uluslar Ötesi İşletme

I. İŞLETMELERİN GLOBALLEŞMESİ ve YARATTIĞI ETKİLER

En kapsamlı olarak globalleşmeyi, yeniliklerin, (ürünlerin, standartların, olayların, kişilerin) tüm dünya ölçeğinde mobilizasyon araçlarıyla, enformasyon, istem ve kullanım olarak mobilize olması olarak tanımlayabiliriz (Akdemir, 1998).Globalizasyon ve global yöneticiler terimleri, uluslararası faaliyet göstermede karşımıza çıkan popüler deyimlerdir. Bunlar dünya çapında faaliyet gösterme çabalarına ilişkin olarak ortaya çıkan evrensel ilgiyi göstermektedir. Fakat bu terimler, uluslararası faaliyetlerle aynı anlama gelmemektedirler. Günümüzde olağan üstü sayıda şirket, uluslararası ticaret ve yatırım yapmakta fakat gerçekten nispeten bir kaçı global girişimler olmaktadır. Ayrım önemlidir - şirketler, yüzyıllardan beri uluslararası ticaret yapsalar da gerçek globalizasyona doğru geçiş, daha çok yeni bir olgudur. İşletmelerin pazar pozisyonu tercihlerini globalize ederek global bir ilişki ağı geliştirmelerine yol açan faktörler şunlar olmaktadır (Harvey & Novicevic, 2002):

a-Makro - Ekonomik Faktörler: Ülkeler arasındaki önemli verimlilik farkları; özellikle gelişen ekonomilerde devam eden döviz kuru dalgalanmaları, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında hızla artan boşluk, ülkeler arasında hızlanan teknoloji transferi ve 2050 yılındaki dünya nüfusunun sekizde yedisinin yaşayacağı gelişen ekonomilerde ortaya çıkan hızlı nüfus artışı.

b-Politik Faktörler:Ticareti teşvik eden bölgesel entegrasyonların artması, üretim faktörü olan girdilerin liberalizasyonu (sermayenin deregülasyonu, personel ve hammadde akışları), Özellikle bölgesel bloklarda entelektüel sermayenin korunmasına yönelik özenin artması. Gelişen pazarlarda, global ticareti teşvik etmek için üç bölümden oluşan uluslar üstü kurumların (Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası) artan müdahalesi.

c-Teknolojik Faktörler:Hızla düşen işlem, iletişim ve taşıma maliyetleri; gelişen ekonomilerin teknolojik olarak sıçrama yapması, gelişen ekonomilere hızla transfer edilebilen bilgi - yoğun sektörlerdeki büyüme; global pazarda satılabilen yüksek riskli / maliyetli teknolojiler alanında işbirliği yapmak amacıyla teknoloji firmaları arasında mantar gibi çoğalan stratejik iş birlikleri.

d-Organizasyonel Faktörler:Dokunulur kaynakların etkin yönetiminden, dokunulamaz aktiflerin etkin yönetimine doğru stratejik odakta ortaya çıkan değişiklik; ölçek ekonomilerinden alan ekonomilerine ortaya çıkan değişim, organizasyon yönetiminde global bir akıl setinin geliştirilmesi.

İşletmelerin global duruma gelmesi ile birlikte sağladıkları katkılar, ulusal sınırları ve politik kurumları aşmaktadır. Global bir şirket yöneticilerini, farklı dillere, dinlere, gelenek ve değerlere sahip olan değişik kültürlerden gelen insanlar arasında istihdam etmektedir (Holt, 2001). Global işletme, şimdiye kadar olduğundan çok daha yakın halde insanları birbirine bağlayan -ülkeleri, kurumları ve bireyleri - dünya çapındaki bir bağlantılar ağını hızlandırmıştır. Bu bağlantılar, eşi görülmedik tarzda, ticareti, finansal pazarları, teknolojiyi ve yaşam standartlarını birbirine bağlamaktadır. Bu durum ilk kez dünya çapında, 1970'lerdeki petrol şoku sırasında görülmüştü ve o gün bugündür de görülmektedir. Brezilya'daki soğuk hava ve bunun kahve üretimine etkisi bütün dünyada hissedilmişti. Meksika pezosunun değerindeki ani düşüş gelişmekte olan ekonomilerdeki finansal piyasaları etkilemiş ve bundan, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti' de etkilenmişti.
Yine global işletme, üretim stratejilerinde global olarak yeniden yapılanmaya yol açmıştır. Örneğin, yalnızca birkaç on yıl öncesinde, birden fazla ülkede otomobil parçaları üretmenin imkansız olduğu düşünülürdü. Günümüzde ise bir ülkede montajlanmakta, dünyanın öteki ülkelerinde satılmaktadır. Böylesi global stratejiler, günümüzde üretim ve dağıtımın payını iki katına çıkartarak müşterek duruma getirmiştir. Ayrıca firmalar, araştırma ve geliştirmeyi ortak şekilde yapmakta ve global tedarik anlaşmalarıyla birbirlerine bağlanmaktadırlar. Örneğin, Ford Motor Şirketi tarafından üretilen Ford Focus Modeli otomobil, global pazarlara yönelik olarak, otomobilleri tasarlamak ve üretmek amacıyla, tedarikçi ve şirket kaynaklarının global entegrasyon içinde kullanımının iyi bir örneğidir. Focus modeli, Almanya, ispanya, Meksika ve Amerika Birleşik Devletlerinde üretilmekte ve dünya çapında yüzü aşkın ülkede pazarlanmaktadır. Yalnızca malların üretilmesi global hale gelmemektedir. Giderek hizmet firmaları da globalleşme olayının bir parçası olmaktadırlar. Bankalar ve finansal hizmetler, sigorta şirketleri, yazılım firmaları ve üniversiteler, artan düzeyde global pazara girmektedirler. Geçmişte global işletmeciliğin büyük bir bölümünü, Amerika Birleşik Devletleri şirketlerinin öncülük ettiği dünyanın en büyük firmaları yapmaktaydı. Günümüzde ise Amerikan dolarının düşmesiyle destek bulan küçük ve orta ölçekli Amerika Birleşik Devletleri şirketleri, yabancı pazarlarda kar potansiyeli aramaktadırlar. Uluslararası yatırım miktarı, eşi görülmedik ölçüde yüksektir. Bu yatırımları yapan çok uluslu şirketler, yıllık satışlara göre, bazı ülkelerin gayri safi milli hasılasından daha büyük olan dev şirketler haline gelmektedirler. Yıllık satışlar ve gayri safi milli hasılalar kullanılarak hem çok uluslu şirketler hem de dünya ülkeleri sıralanmış olsaydı, General Motor, Ford ve IBM gibi belli başlı şirketlerin oluşturduğu bir grup şirket, dünya ülkelerinin yarısından daha büyük olacaktı. Uluslararası şirketler, globalizasyonun giderek ürünleri geliştirme, bunları üretme ve pazarlama aşamalarının tamamında, kendilerine rekabetçi bir yetenek kazandırdığını öğrenmektedirler. Otis Elevator Inc., Elevonic 411 modelini, müşterilerine özel olarak geliştirmesi sırasında global bir yaklaşımı benimseyerek, beş ülkede bulunan araştırma merkezlerini kullanarak, tasarım maliyetlerinde yaklaşık on milyon dolarlık bir tasarruf sağlarken, normal ürün geliştirme süresini yarı yarıya azaltmıştır (Holstein et al, 1990).Aynı zamanda, global işletmeler için bütünüyle yeni bölgeler açılmaktadır. Doğu - Batı bölünmesi, Batı ekonomilerini merkezi planlama ekonomilerinden kırk yıldan uzun bir süre boyunca ayırmıştı. Demir perde kalkarken, yeni ticaret ve yatırım ortakları ortaya çıktı. Yeni ürün ve hizmetlerin ticareti yapılmakta ve hacmi de olası biçimde artacaktır. Eş zamanlı olarak, bölgecilik artarak, kalkınmış ülkeler, ticari bloklar ve dünyanın belli başlı ülkelerinin yer aldığı bölünmelerle sonuçlanmaktadır. Zamanla, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbestçe aktığını gören firmalar, daha fazla içe - dönük bölgeler gibi daha çok sayıda engellerle karşılaşabilirler. Yalnızca çevre değişmemekte, fakat değişimin sürati de artmaktadır.1903'de Kitty Hawk' da Wright kardeşlerin birkaç saniye uçtuğunu gören bir çocuk, 1969'da Apollo II'nin aya indiğini görebildi. İlk elektronik kompüter, 1946'da yapıldı. Günümüzde, dünya mekanik çağdan elektronik çağa hızla geçiş yapmaktadır. 1953'de çift helezon ilk kez ortaya çıkarılmıştı; günümüzde, biyoteknoloji insanlığın yeniden şekillendirilmesi işaretini vermektedir.Bu değişimler, ülkeleri, şirketleri ve bireyleri önemli biçimde etkileyerek hızlanmaktadır. Geçen on yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) dünya ticaretinin merkezi olarak görülmüştür. Halen A.B.D. pazar hareketlerinin sürükleyici lokomotifi olurken, düşüşe geçen ihracatıyla, dünya pazar payının bir parçasını oluşturarak, dünya ticaretine kendi ölçüsünde katılmaktadır. Sonuç olarak, A.B.D., dünyada bir pazar olarak önem kazanmıştır ancak bir tedarikçi olarak önemini biraz kaybetmiş durumdadır (Czinkota, et al., 2001).

II. ULUSLAR ÖTESİ İŞLETME YÖNETİMİ DÜŞÜNCESİNİN GELİŞİM AŞAMALARI

Uluslararasılaşmaya yol açan değişen motivasyonlara ilişkin bu gelişmelerden, çok uluslu şirketlerin ortaya çıkmasıyla, yabancı ülkelerde gerçekleştirilen faaliyetlerin taşıdığı stratejik rolün aşama aşama gelişim gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu evrim modelini, hem uluslararası işletme çevresinde hem de çok uluslu şirketlerin benzersiz bir şirket biçimi olarak ortaya çıkmasına neden olan değişimleri, zamanla yönetim düşüncesinin gelişme şekli gibi görselleştirilebilen dört aşamaya ayırmaktayız (Bartlett & Ghoshal, 2000).

Uluslararası İşletme Yönetimi Aşaması

Uluslararasılaşmanın ilk aşamalarında, çoğu çok uluslu şirket yöneticisi, şirketin deniz aşırı faaliyetlerini, artan yerel ürün hatlarının satışında yer alma veya yerel üretim faaliyetleri için hammadde ya da parça tedariki gibi farklı biçimlerde gerçekleştirilen, temel görevi yerel ana şirketi desteklemek olan birkaç uzak ülkede faaliyet göstermek şeklinde düşünmeye eğilimlidirler. Bu durum uluslararası stratejik düşünce olarak nitelendirdiğimiz şeydir. Uluslararası terimi, bu yaklaşımda yer alan, birçok varsayımı ifade eden uluslararası ürün yaşam teorisinden direkt olarak geliştirilmiştir. Ürünler, yerel pazara yönelik olarak geliştirilir ve ardından yalnızca yurtdışına satılır. Denizaşırı işletmecilere teknoloji ve diğer bilgiler ana şirketten transfer edilir ve merkezden uzakta yapılan imalatın, şirketin kendi iç pazarının korunmasına dönük olarak yapıldığı düşünülür. Bu düşünce içerisinde olan şirketler, esas itibariyle kendilerini, bazı yabancı ekleri olan yerel bir şirket olarak varsayarlar. Denizaşırı operasyonlara atanan yöneticiler, çoğu kez daha önce de yurtdışında yaşamış olan veya bir yabancı dil bilen, çoğu kez yerel şirkete uyum sağlayamayan kişilerden oluşur. Yabancı faaliyetlerle ilgili kararlar, fırsatçı olarak veya Ad Hoc tarzı ile alınmaktadır.

Çok Uluslu İşletme Yönetimi Aşaması

Yabancı çevre, artan kar ve satışların öneminden dolayı oluşturulan organizasyon, yöneticileri, uluslararası faaliyetlerin, giderek kaynakların marjinal değerinden daha büyük fırsatlar ortaya çıkaracağına inandırmaktadır. Yöneticiler, yine bu fırsatların kaldıraçlandığını kavramaktalar, kendi pazarları için geliştirilmiş bulunan eski ekipman, teknoloji veya ürün hatlarından daha iyi olanlarıyla hareket etmek zorunda kalmaktadırlar. Faaliyet gösterilen ülkedeki hükümetler ve yerli rakipler, çoğu kez çok uzun bir süreden beri uluslarasılaşma düşüncesine tepki vermeyen şirketlerin öğrenme sürecini hızlandırmaktadırlar.Yöneticiler, ulusal pazarlar ve faaliyet çevresi arasında yer alan farklılıkları ortaya koyarken ve vurgularken, çok uluslu bir stratejik düşünceyi de geliştirmektedirler. Şirketler, bu düşünce ile ürünlerini, stratejilerini ve hatta yönetim uygulamalarını ülkeden ülkeye şekillendirirlerken, uluslararası operasyonlarında daha esnek bir yaklaşımı benimsemektedirler. Yine şirketler, kendi yerel çevrelerine, giderek daha duyarlı ve tepkici olan ulusal şirketler olarak gelişirken, bütünüyle çok uluslu olan stratejik bir yaklaşımı da geliştirmektedirler. Bu şirketlerin dünya çapındaki stratejisi, ulusal olarak şirketin, dünyanın her yanındaki şubelerinin çoklu, tepkici stratejilerinin temeli üzerinde oluşturulmaktadır. Böyle bir çok uluslu düşünceyle faaliyet gösteren şirketlerin yöneticileri, çoğu kez ev sahibi ülkenin yurttaşları olarak ileri derecede bağımsız girişimciler olmaya eğilimlidirler. Bu yöneticiler, yerel pazar bilgilerini ve ana şirketin artan pazar fırsatları karşısında yatırım yapma isteğini kullanarak, çoğu kez genel merkezden önemli ölçüde bağımsız olarak ve ciddi bir şekilde yerel büyüme sağlayabilmektedirler.

Global İşletme Yönetimi Aşaması

Çok uluslu bir işletme olma düşüncesi, farklı ulusal pazarlarda, çok tepkici pazarlama yaklaşımlarıyla sonuçlanırken, şirket içerisinde yetersiz bir imalat yapısının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çoğu kez fabrikalar, üretim etkinliğinin sağlanmasından daha çok politik ilişkilerin geliştirilmesi veya yerel pazarlama avantajlarının elde edilmesi amacıyla kurulmuş olmaktadırlar. Benzer şekilde, yerel gereksinmelerin karşılanması için tasarlanan ürünlerin sayısının artması, aynı zamanda tasarımda, üretimde, lojistikte, dağıtım ve diğer fonksiyonel görevlerde genel bir başarısızlığa yol açmaktadır.Taşıma ve iletişim araçlarının sürekli geliştiği ve ticari engellerin ortadan kalktığı bir faaliyet çevresinde, bazı şirketler uluslararası faaliyetlere ilişkin olarak çok farklı bir stratejik yaklaşımı benimsemektedirler. Bir çoğu Japon kökenli olan bu şirketler, çoğu kez şirket merkezinde, birkaç yüksek düzeyde verimli olan fabrikalarda, global ölçekte dünya pazarı için yaratılan ürünlere göre ve bunların imal edilmesine yönelik olarak düşünmektedirler. Biz bunu, analiz birimi olarak dünyaya bakıldığı için klasik global bir stratejik düşünce olarak tanımlıyoruz. Başta gelen varsayım, ulusal zevk ve tercihlerin farklılıktan çok benzerlik taşıdığıdır veya bunlar alışılmış durumdaki ulusal çeşitliliklere göre yeterli maliyet ve kalite avantajlarıyla müşteriye sağlanan standardize ürünlerle benzerlik taşıyabilirler. Bu global stratejik yaklaşımla, yöneticiler, Profesör Theodore Levitt'in görüşüne göre, geleceğin aynı şeyi, aynı şekilde her yerde yapan ve satan şirketlerin olduğu düşüncesini onaylamaktadırlar (Levitt, 1983).Bu stratejik yaklaşım, dünya çapında sorumluluğu olan ürün veya işletme yöneticilerinin bulunduğu bir organizasyon yapısıyla birleşmekte ve başka yaklaşımlardan önemli ölçüde, daha çok merkezi koordinasyonu ve kontrolü gerektirmektedir. Böyle şirketlerde, araştırma, geliştirme ve imalat faaliyetleri tipik olarak genel merkezden yönetilir ve yine stratejik kararların çoğu merkezden alınır.

Uluslar Ötesi İşletme Yönetimi Aşaması

Bu global şirketlerin bir çoğu, 1970 ve 1980'ler boyunca, yenilmez göründüler. Söz konusu şirketler, hızla globalleşen bir çevrede, yalnızca yerel şirketler karşısında değil, uluslararası ve çok uluslu rakipler karşısında da çok büyük zaferler elde ettiler. Bununla birlikte, bu şirketlerin çok başarılı olması, aynı derecede güçlü yerelleşme dinamikleri yaratarak bunları güçlendirdi.Örneğin, söz konusu global şirketler, çoğu ev sahibi ülke hükümetine karşı daha güçlü ve basit uluslararası stratejik düşünceleriyle ilk tepkisiz şirketlerin versiyonu olarak ortaya çıktılar. Özellikle, bir dönem çoğu ülke artan ticaret açığı ve dış borçlarına ezici bir faiz yükü ödeme durumuyla karşılaştığında, global şirketin kendi ülke ihracatına odaklanması ve merkezi kontrol anlayışı nedeniyle endişe oluşmuştu. Buna yanıt olarak, bir çok ev sahibi ülke, hem sınırlamaları arttırdılar hem de global şirketlerden yerel ihtiyaçları karşılamalarını, yatırım yapmaları için gereken teknoloji transferi v.d.'nin yer aldığı taleplerde bulundular. Ayrıca müşteriler, kendilerine sunulmuş olan global ürünlerden, yüksek kalite ve düşük maliyet beklentisi olmasına rağmen - homojenleşmiş durumdaki global ürünleri reddederek ve ulusal tercihlerini yeniden şekillendirerek yerel dinamiklerin güçlenmesine yol açmışlardır. Nihayet, uluslararası politik ve ekonomik çevrede artan hareketlilik (volatilite) özellikle, döviz kurunda ortaya çıkan hızlı değişmeler, aynı zamanda bu şekilde bir merkezi global yaklaşımın etkinliğini azalttı. Bu gelişmelerin sonucu olarak, dünya çapındaki bir çok şirket, bazen çelişkili görünse de aynı anda global ölçekli rekabet etkinliğini geliştirme baskılarına ve yerel pazar ile politik gereksinmelere cevap verme talebinin ortaya çıktığının farkına vardı. Bu şartlar altında ya / ya da hem çok uluslu hem de global stratejik düşüncelerle ifade edilen tutum giderek elverişli olmaktan uzaklaşmaktadır. Ortaya çıkan gereklilik, uluslar ötesi stratejik düşünce adı verilen (Bartlett & Ghoshal, 1989), dünya çapında bir yönetim yaklaşımını gerektiren- global etkinliği olan ve yine yerel gereksinmelere daha çok yanıt veren şirketler için söz konusu olmaktadır. Böyle şirketlerde, yer alan anahtar faaliyetler ve kaynaklar her şubenin kendi görevlerini yerel bir temelde gerçekleştirebilmesi amacıyla ne ana şirkette toplanmıştır ne de şubelere dağıtılmıştır. Bunun yerine söz konusu kaynaklar ve faaliyetler, aynı zamanda etkinliği ve esnekliği sağlayabilmek için dağıtılmış ancak bu alanlarda uzmanlık sağlanmıştır. Bundan başka, söz konusu dağıtılan kaynaklar, dünya çapında birbirine bağlı bir operasyon ağına bağlanmıştır. Global modelin tersine, uluslar ötesi düşünce, ulusal terminolojisine dönüşten dolayı - esneklik ve ülke düzeyinde operasyonlara tepki vermenin önemini ortaya koymaktadır. Ve çok uluslu yaklaşımla karşılaştırıldığında, trans ön takısı ile gösterildiği şekilde - bu operasyonların rekabetçi etkililiği ve ekonomik etkinliğinin birbirine bağlanarak koordine edilmesini kolaylaştırmaktadır. Organizasyon çapında, yoğun koordinasyon ve kararlara katılma gereksinimiyle sonuçlanan bu düşüncenin çok uluslu şirket yönetimi için zor fark edilen ve çok daha karmaşık olduğu anlamına gelmektedir.Bununla birlikte, açıklanması gereken, bu düşüncenin dünya çapındaki şirketler için ya stratejik düşünce gelişiminin son noktası ya da kaçınılmaz doğrultusu olmadığıdır. Bir şirket, bulunduğu endüstriye, şirketin kendi stratejik konumuna, ev sahibi ülkenin çeşitli gereksinmelerine ve diğer türde faktörlere bağlı olarak bu stratejik düşüncelerden herhangi biriyle akla yatkın olarak faaliyet gösterebilir. Daha da olası şekilde, çoğu şirket bu rast gele seçerek sınıflandırma düşüncesine dayanarak olası şekilde bu farklı stratejik yaklaşımların her birinin farklı niteliklerini sergileyebileceklerdir (Perlmutter, 1969).  

III. ULUSLAR ÖTESİ BİR İŞLETMENİN ORGANİZASYON YAPISI

Global bir stratejinin uygulanmasında organizasyon yapısı ve raporlama ilişkileri, güçlükle algılanan problemlerin ortaya çıkmasına yol açar. Merkezi ürün hattı organizasyonu için etkili bir stratejik kontrol, yerel biçimde otonomiye sahip durumda olan coğrafik temelli bir organizasyon için de etkili olarak cevap vermenin gerekli olduğu düşünülür. Global strateji, şirket sistem çapında yarar elde edemediği için nihai otoriteye sahip bir ürün hattı organizasyonunu gerektirir. Bununla beraber şirket, ürün ve bölge gereksinmelerini dengelemelidir (Hout et al., 1982).

Yapısal uygunluğu araştıran bir şirket için önde gelen problem, yalnızca tek bir organizasyonel değişkene odaklanması - formal yapı - ve söz konusu bir tek aracın birçok çok uluslu şirketin karşılaştığı karmaşık stratejik görevi yerine getirmede yetersiz olduğunun anlaşılmasıdır. İlk olarak, daha önce de belirtildiği gibi, bu odak çoğu kez yöneticileri, merkezileşmeye karşı ademi merkezileşmenin göreli avantajlarını tartışmaya ve ürün temelli yapılara karşı coğrafi yapıların tercihini yaparken çok boyutlu çevresel dinamiklerin gücünü göz ardı etmeye yöneltmektedir. Bundan başka, yapı, dinamik ve hızla gelişen bir görev çevresinde yer alan statik bir rol, sorumluluk ve ilişkiler grubu olarak tanımlanır. Nihayet, organizasyonlar, önemli rol, sorumluluk ve ilişkileri hızla yeniden belirlemeye zorlanırken çoğu kez yeniden yapılanma çabaları zararlı görülmüştür.
Giderek artan sayıda şirket yöneticisi, biçimsel yapının, stratejik değişimin kaba fakat güçlü bir aracı olduğunun bilincine varmaktadır. Yerel ve uluslararası pazarlama faaliyetlerini etkili bir biçimde bir araya getiren bir organizasyon yapısı henüz ortaya konulmuş değildir Şirketler, yerel pazarlama çabalarını sulandırmadan ürün ve hizmetlerine ilişkin olarak, uluslararası potansiyeli maksimize etme gereksinimiyle karşı karşıya bulunmaktadırlar Bundan başka karmaşıklık ve çevresel taleplerdeki ani değişimler göz önünde tutulursa, yapısal uygunluğun konuyla hem daha az ilgili olduğu hem de başarılmasının zor olduğu anlaşılmaktadır. Başarının elde edilmesi, yöneticilerin stratejik ve organizasyonel esnekliği gerçekleştirmeleriyle, daha çok şimdiki çok boyutlu stratejik görevin üstesinden gelmelerine bağlı olmaktadır. Bir şirket çok boyutlu ve esnek stratejik yetenekleri geliştirmek için mevcut yapısının ve belli başlı organizasyonel yeteneklerinin ötesine geçmelidir. Burada anahtar görevler, yöneticilerin düşünme şeklini yeniden yönlendirmek ve karar alma sistemini yeniden biçimlendirmek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar yerine getirildiğinde şirketin tüm yönetim süreci - yönetsel sistem, iletişim kanalları ve kişiler arası ilişkiler - değişimi yönetmenin araçları olmaktadır.

Uluslar Ötesi İşletme Organizasyonu

Uluslar ötesi işletme organizasyonun, çok uluslu, uluslararası veya global benzerlerinden ayıran üç önemli karakteristiği bulunmaktadır: Uluslar ötesi organizasyon, karmaşık çevresel talepleri ve fırsatları algılayabilmede farklı sayıda içsel perspektifleri ortaya koyarak meşrulaştırmaktadır. Fiziksel aktifleri ve yönetim yetenekleri uluslararası şekilde yayılmış durumda fakat birbirlerine bağlıdır; güçlü ve esnek nitelikte içsel bir bütünleştirme sürecini geliştirmiştir. Bu karakteristiklerin her biri aşağıdaki paragraflarda tanımlanmakta ve gösterilmektedir (Bartlett & Ghoshal, 2000):

a-Çok Boyutlu Perspektifler:

Uluslar ötesi bir şirket, hem farklı hem de kararsız nitelikteki stratejik dinamiklerin bulunduğu bir çevrede yönetilerek, dünya çapında karşılaştığı talepleri, sayısız ve çoğu kez çelişen fırsatları, baskıları önceden hissederek analiz etme yeteneklerini geliştirmelidir. Yönetim perspektifinin gelişmeleri izlemede ön yargılı ve sınırlı oluşu, bir şirketin bazı potansiyel problemleri veya fırsatları anlama ve cevap verme yeteneğini zorlayabilir.Uluslar üstü bir organizasyon, farklı çevresel fırsatları ve talepleri içsel yönetim sürecine yansıtabilen algılama yeteneklerine sahip olmalıdır. Güçlü ulusal şube yönetimi, ev sahibi ülke hükümetlerinin artan baskılarını, yerel tüketicilerin değişen gereksinmelerini ortaya koymaya ve algılamaya gereksinim duyar; yetenekli global işletme yönetimi, global rakiplerin stratejisini izlemeye ve uygun bir şekilde gereksinilen koordinasyonu sağlamaya gereksinim duyar; ve etkili fonksiyonel yönetim, şirket bilgisine, enformasyonuna, uzmanlığına ve bunların organizasyon birimleri arasındaki transferine gereksinim duyar. Bir global şirket CEO'su, kökleri yerel pazarlara dayalı olan, global ölçeği ve dünya sınıfında teknolojiyi bir araya getiren yeni rekabetçi girişim modeli olabilecek nitelikte bir organizasyonu oluşturmaya çalışmaktadır (William Taylor, 1991).Bununla birlikte, maalesef bir çok şirkette, güç tarihsel olarak, şirketin bir çok kritik stratejik görevlerini yerine getiren belirli bir yönetim grubunda - köreltici şekilde ortaya çıkan çoğu kez, izin verilen maliyette diğer grupların gereksinmelerinin karşılandığı - toplanmaktadır. Örneğin çok uluslu şirketlerde, anahtar kararların verilmesinde, bu şirketlerin stratejik yaklaşımının merkezinde yer alan ulusal karşılığın verilmesinde çok kritik katkısı olduğundan, ülke yönetim grubu etkili olurdu. Tersine global şirketlerde, dünya çapındaki ürün bölümü yöneticileri, şirketin global etkinliğini araştırma çabalarında güçlü işletme yönetimi önemli rol oynadığından en etkili yöneticiler olmaktadır. Uluslararası şirketlerdeki fonksiyonel yönetim grupları çoğu kez, şirketin bilgi, beceri ve yeteneklerini ortaya koyarak bir araya toplama ve transfer etmede oynadıkları rollerden dolayı hakim konumda olduklarını düşünmektedirler.Bununla birlikte, uluslar ötesi şirketlerde, karar alma sürecinde yer alan ön yargılar, bilinçli şekilde, hakim grubun moral ve yeteneklerini korurken, küçük ve güçlü yönetim gruplarının etkisini, yeteneğini ve güvenilirliğini güçlendirmek suretiyle azaltılmaktadır. Amaç, her üç yönetim grubunun etkisini dengeleyerek çok boyutlu bir organizasyonun oluşturulmasıdır. Global bütünleşme ve yerel olarak cevap verme talepleri arasında elde edilen denge, zor ve karmaşık uygulama sorunlarını da arttırmaktadır. Organizasyon yapıları, enformasyon paylaşımı ve problem çözümünün iş birliği halinde gerçekleştirilmesini sağlamanın yanında, ürün, coğrafi ve fonksiyonel yönetim arasında ortaklaşa hareket edilmesini destekleyici olarak geliştirilmelidir. Şirketler, sıkıcı bir bürokrasi yaratmadan bunu başarmak için problemlere hem yerel hem de global perspektiften aynı anda bakabilen çeşitli stratejik yeteneklerin gerektiğini anlayan yöneticilere gerek duymaktadırlar (Hill & Jones, 1992).

b- Birbirlerine Bağlı Yeteneklerin Dağıtılması:

Uluslar ötesi organizasyon, çeşitli fırsat ve taleplerle karşı karşıya kaldığını hissettiğinde, stratejik olarak önemli olan, tam zamanında ve etkili bir tarzla bunlar arasında seçimler yaparak cevap verebilmesidir. Bir şirketin karar alma süreci ve organizasyonel yetenekleri, global organizasyonun merkezinde yer aldığında, bu durum dünya çapında çeşitli taleplere uygun şekilde cevap verilmesini zorlaştırır. Fırsat ve tehditlerin merkezden uzakta olması, global organizasyonun karmaşık veya yoğun uluslararası iletişime güvenerek etkili ve tam vaktinde bir tarzla hareket etmesini zorlaştırır. Bundan başka, merkezdeki gruba yapılan taleplerin çeşitliliği ve hacmi, özellikle, teknolojik ve yönetsel kaynakların miktarı sınırlı olduğunda merkezdeki yeteneklere aşırı yüklenmeyle sonuçlanır. Buna karşılık, çok uluslu organizasyonlar, cevap verme yeteneklerini, bağımsız, merkezileşmemiş operasyonlarının her yanına yayarak, uluslararası öğrenmeye engel olan (burada icat edilmedi sendromu) ve verimsiz operasyonlara ilişkin (yerel olarak kendine yeterli ölçek problemi) , (yeniden icat etme - tekerlek sendromu) çabalarının taklit edilmesinden dolayı sıkıntıya düşmektedirler. Uluslar ötesi organizasyonlarda yönetim, global ölçek veya önemli uzmanlık bilgisi için faaliyetlerin merkezileştirilmesi gerektiğini varsayan görüşün sınırlandırılmasından kaçınmaktadır. Bu organizasyonlar, önem verilen bir ürün veya uzmanlık için şirketin dünya kaynağı olma yükümlülüğüne ilişkin sorumluluğu ulusal birimlerine vermek suretiyle global ölçeğe ulaşarak varlıklarını sürdürebilmelerini sağlarlar. Yine söz konusu organizasyonlar, önemli teknolojik ilerlemelerden yararlanırlar ve nerede pazar gelişmeleri olursa, bütün küre üzerinde orada yer alırlar. Bunu şirketin teknolojisini geliştirerek, yeni ürünleri ortaya koyarak ve pazarlama stratejisini şekillendirerek ilgili ulusal birimlerin katılımını ve işbirliğini devam ettirerek yaparlar. Aktif ve sorumlulukların dağıtılmasının önemli bir sonucu, dünya çapında birbirlerine bağlı birimlerin otomatik olarak artması olmaktadır. Merkezi olmayan federasyon, koordineli federasyon ve tek merkezlilik (centralized hub) gibi basit yapısal biçimler uluslar üstü şirketin karşı karşıya kaldığı görev için yetersiz kalmaktadırlar. Gereksinilen yapı bütünleşik şebeke adı verilen modeldir (Şekil 1).Bütünleşik şebeke yapısında, artık ulusal birimler, yalnızca yerel uyarlayıcı veya şirket yaklaşımlarını şekillendirici olsalar bile, merkezi şekilde belirlenmiş stratejilerin uygulayıcıları olarak veya şirket ürünlerinin teslimat hattının sonu olarak görülmezler. Daha doğrusu bu yapının ardındaki varsayım, yönetimin bütün organizasyonun yararı için kullanılabilen fikir, bilgi, beceri ve yetenek kaynağı olarak dünya çapında yer alan birimlerin her birini göz önüne alması gerektiğidir. Verimli yerel fabrikalar, dünya çapında belirli ürün veya işler için pazarlama stratejilerinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabilirler, belirli bir ürün veya süreç geliştirme ve yaratıcı şube pazarlama grupları için şirketin mükemmellik merkezi olarak belirlenmiş olabilirler, yenilikçi ulusal veya bölgesel geliştirme laboratuarları; uluslararası üretim merkezlerine dönüştürülebilirler. Şirket, dağıtılmış ve birbirine bağlı kaynak ve yeteneklerin bütünleşik bir şebekesi durumuna dönüşmektedir.

c- Esnek Bütünleştirme Süreci:

Yönetim gruplarının dağıtılmış durumda ve birbirlerine bağlı olan aktif ve organizasyonel yeteneklere dayalı olan bir yapıyı, çevresel talepleri ve baskıları yansıtan çoklu perspektifleri temsil ederek oluşturulmuş olmaları, uluslar ötesi organizasyonu, çeşitli yararları, perspektifleri ve dağıtılmış durumdaki sorumlulukları bir araya getirerek bir potada eritebilen bir yönetim sürecine gereksinim duymasına yol açmaktadır.Bununla birlikte, söz konusu organizasyon, statik terimler (sorumluluklar, merkezi mi, ademi merkezi mi olmalı?) ve görevin kolayca anlaşıldığında izlendiği bir organizasyonel süreç simetrisiyle sınırlanamaz. Dünya çapında araştırma ve imalat faaliyetlerinin merkezi olarak kontrolünden yararların elde edildiği açıktır. Bu durum satış ve hizmet fonksiyonlarının global koordinasyonla ilişkili olmalarından çok daha önemlidir. Yine, gelişmekte olan ülkelerdeki operasyonların, gelişmiş ülkelerdeki merkezi destekten daha fazlasını gerektirebildiklerini; uçak motoru şirketlerinin çok uluslu gıda paketleyicilerden daha çok kararların merkezi kontrolüne gereksindiklerini, iş ve coğrafi alana göre değişiklik gösteren fonksiyonel koordinasyon modeli görmekteyiz. Bundan başka, bütün koordinasyon gereksinmeleri, uluslararası faaliyet çevresindeki, ürün yaşam eğrileri ve teknolojilerdeki veya şirketin gelişme aşamasındaki değişmelerden dolayı zamanla değişir. Böylece, yönetim, zamanla ve coğrafi birimler arasında, çaprazlama işlerde, fonksiyon kadar karar alma rollerini değiştirerek faaliyet ilişkilerini farklılaştırabilmelidir. Yönetim süreci üründen ürüne, ülkeden ülkeye ve hatta karardan karara değişebilmelidir. Bu durum, üç farklı fakat birbirine bağlı yönetim sürecine dayalı olarak oldukça karmaşık fakat güç algılanan bir karar alma mekanizmasının geliştirilmesini gerektirmektedir. Bunlardan birincisi, güç algılanan ancak dikkatli olarak yönetilen - belirli sayıdaki kararların alınması durumunda, tepe yönetimin doğrudan müdahale etmesine olanak sağlayan destekleyici ancak sınırlandırılmış geliştirme süreci, ikincisi, biçimselleştirme yoluyla anahtar spesifik kararları etkilemek amacıyla, bireysel ve destekleyici sistemleri oluşturan anahtar yönetim görevinde yer alan yönetsel organizasyon sürecidir. Üçüncüsü de sosyalizasyondan etkilenen karmaşık bir yönetim süreci - kararları delege etmek amacıyla uygun organizasyonel bağlamı yaratan ilişkiler grubu ve tepe yönetimin rolü içerisinde geniş bir kültürü oluşturmada yararlanılan kendi kendini düzenleme yeteneğidir.


IV. ULUSLAR ÖTESİ İŞLETME YÖNETİMİ STRATEJİLERİ

Sınır ötesi rekabet için belli başlı stratejiler olarak, çok uluslu, global, uluslararası ve uluslar ötesi stratejiler karşımıza çıkmaktadır. Çok uluslu strateji, gevşek bir federasyon gibi ve adeta otonom biçimde faaliyet gösteren yabancı şubelerde uygulanan bir stratejidir. Otonom olarak faaliyet göstermek, şubelere, yerel pazarlarda ortaya çıkan değişikliklere hızla cevap verme olanağı sağlamaktadır. Global strateji, genel merkez veya merkez büro tarafından çok fazla biçimde kurallar konularak düzenlenen ve kontrol edilen şubelerin eylemlerinde uygulanan bir stratejidir. Bu yaklaşım, ölçek ekonomisi kullanılarak global etkinliğin gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Uluslararası strateji, ana şirketin bilgisinin dünya çapına yayılması ve adaptasyonu yoluyla değerlendirilmesidir. Yeniliğin hızla yayılımı buradaki anahtar faaliyet ilkesidir. Uluslar ötesi strateji, ana şirket ve şubeler arasında, dinamik bir karşılıklı bağımlılıkla ''global olarak düşün fakat yerel olarak davran'' sloganının başarılması amacıyla çaba gösterilmesidir. Uluslar ötesi bir stratejiyi izleyen organizasyonlar, yeniliğin dünya çapında yayılımını sağlamalarının yanı sıra, global bütünleşme ve etkinliğin yararlarını değerlendirirlerken, yerel esnekliği sağlayarak çabalarını koordine ederler (Desouza & Evaristo, 2003). Uluslararası, global ve çok uluslu yaklaşımların altında, dünya çapında bir rekabet avantajının en iyi nasıl oluşturulacağı konusuna ilişkin bir takım üstü kapalı varsayımlar yatar. Global şirket, en iyi maliyet pozisyonunun anahtar rekabet kaynağı olduğunu varsayarken, çok uluslu şirket, performansı arttırmanın temel yolu olarak farklılaştırmayı öngörür. Uluslar ötesi şirket ise maliyetleri azaltmak, gelirleri arttırmak veya her ikisini eş zamanlı bir şekilde gerçekleştirmek için yeniliklerin kullanımına gerek duyar. Uluslar ötesi stratejiyi benimseyen şirketler, bu geleneksel yaklaşımların her birinin kısmen kendi değerleri olduğunu fakat hiçbirinin gerçeğin tamamını temsil etmediklerini kabul ederler. Dünya çapında bir rekabet avantajı elde etmek için maliyetler ve gelirler eş zamanlı olarak yönetilmek zorundadır. Etkinlik ve yeniliğin her ikisi de önemlidir ve yenilikler organizasyonun bir çok farklı bölümünde ortaya çıkabilir. Uluslar ötesi şirket, eş zamanlı olarak etkinliği, esnekliği ve öğrenmeyi arttırmak için ölçek ve alan ekonomileri ile ulusal farklılıklara ilişkin amaç - araç kombinasyonları oluşturarak, bunları kullanmaya odaklanır. Bununla birlikte, uluslar ötesi şirket, bu iddialı stratejik yaklaşımı başarmak için geleneksel çok uluslu, uluslararası ve global yapılardakinden çok farklı bir aktif - yetenek konfigürasyonu geliştirmelidir. Global şirket, her faaliyetinde, mevcut ölçek ekonomisini kullanmak için bütün kaynaklarını bir yerde toplamaya - çoğu kez bunları kendi ülkesinde toplamaya eğilimlidir. Çok uluslu şirket, yerel gereksinmelere cevap verebilmek için kendi farklı ulusal operasyonları arasında kaynaklarını paylaştırır. Uluslararası şirket, yenilikleri geliştirmek için anahtar durumunda olan söz konusu kaynakları merkezi hale getirmeye eğilimlidir. Fakat diğerleri ise dünya çapında uyarlanmış yeniliklerine olanak sağlamak için kaynaklarını merkezileştirmemeye eğilimlidirler. Uluslar ötesi şirket, daha gelişkin ve farklılaştırılmış aktif ve yetenek konfigürasyonu geliştirmelidir. Çoğu kez böyle şirketlerin benimsediği strateji, ne çok bölgeli ne de saf bir global strateji olmaktadır. Daha doğrusu bu şirketler, uluslar ötesi strateji olarak bilinen melez bir oluşumla her iki stratejinin elemanlarını bir araya getirmektedirler (Hıll & Jones, 1992). Uluslar ötesi şirket, önce yalnızca ölçek ekonomisini gerçekleştirmek için değil fakat aynı zamanda bir takım çekirdek yetenekleri korumak ve şirket yönetiminin gerekli denetimini yapmak için anahtar yetenek ve kaynakların en iyi şekilde merkezileştirilmesi kararını verir. Örneğin, temel araştırma için gerekli yetenekleri tedarik ederken stratejik güvenlik nedeniyle çekirdek teknolojilerle birlikte böylesi bir yeteneği kendi ülkesinde korumaya çalışır. Farklı nedenlerden dolayı finans fonksiyonu veya uluslararası yönetime ilişkin sorumluluk, söz konusu anahtar şirket kaynakları üzerinde tepe yönetiminin kontrolünü kolaylaştırmak amacıyla merkezi şekilde belirlenmiş olabilir. Diğer bazı kaynaklar, tek bir yerde toplanabilir fakat mutlaka kendi ülkesinde bulunması gerekmez - kaynakların merkezileştirilmemesinden ziyade esnek uzmanlaşma adı verilen bir konfigürasyonla, iş gücü yoğun ürünleri üretebilmek için dünya ölçeğinde üretim fabrikaları Meksika veya Singapur gibi düşük ücretli bir ülkede kurulabilir. Gelişmiş durumdaki belirli bir teknoloji, Japonya, Almanya veya Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kaynakların bir araya getirilmesini gerektirebilir. Söz konusu esnek uzmanlaşma (veya eksentralizasyon), ulusal pratik yararları uzlaştırma gerekliliğine cevap verirken, kıt kaynaklara veya düşük girdi maliyetlerine ulaşma esnekliğiyle ölçek ekonomisinin yararlarını bütünleştirmektedir. Diğer bazı kaynaklar, ya potansiyel ölçek ekonomisi daha büyük farklılaştırmadan daha küçük faydalar elde edilmiş olduğundan ya da pazara cevap verme veya tek bir tesise bağlı olmaktan kaçınarak riskleri azaltma ve esnekliği yaratma gereksiniminden dolayı en uygun olarak bölgesel veya yerel bir temelde dağıtılabilir. Yerel veya bölgesel tesisler, kambiyo değişim oranına, grevlere, doğal felaketlere ve diğer yıkıcı etkilere karşı yalnızca yeterli olarak korunmayabileceği gibi aynı zamanda koordinasyon ve lojistik maliyetleri de azaltılamayabilir. Böyle tesislerin getirdiği yararın önemli bir boyutu dişe dokunur fedakarlıkların etkinliğe yaptığı küçük etkilerin ulusal şubelerin motivasyonu ve yeteneğini oluşturmada yapabildiği etkilerdir (Bartlett & Ghoshal, 2000).Sonuç, bazı kaynakların ülke içinde merkezileştirildiği, bazılarının ülke dışında esnek uzmanlaşma ile değerlendirildiği ve yine diğerlerinin çeşitli operasyonlar arasında dağıtıldığı, aktiflerin, kaynakların ve yeteneklerin karmaşık bir konfigürasyonu olmaktadır. Bundan başka şirket, güçlü biçimde birbirlerine bağlılık yaratarak söz konusu dağıtılmış fakat esnek biçimde uzmanlaşılmış durumdaki kaynakları bir araya getirir.

TAKIM ÇALIŞMASI

1. GİRİŞ

KALİTELİ İLİŞKİLER 

Kaliteyi geliştirme çabalarımızda bütüncül bir yaklaşımı benimsemeli; insanları, sistemleri, süreçleri ve yapıyı bir arada ele almalıyız. Bir topluluk için Toplam Kalite Yönetiminden ve kalite araçlarından biri olarak takım çalışmasından bahsedebilmek için, öncelikle grup içi ilişkilerin masaya yatırılması gerekir. İnsanları yeniden biçimlendirmeye, yeteneklerini geliştirmeye çalışabilir, hatta güven duygularının geliştirmeleri için onları iki günlüğüne kırlara götürüp tepelerden boşluğa atlamalarını bile sağlayabiliriz. Ama geri döndüklerinde yine iyi düzenlenmemiş sistemler ile çalışacaklarsa, tüm geliştirme çabalarımız boşa gidecek demektir. Şirketi yeniden organize etmeye, yeniden yapılandırma ya çalışabilir, ya da sadece yeni bir ücretlendirme sistemi veya yeni bir stratejik plan hazırlayabiliriz. Ama tüm bunların temelinde  güven yoksa, yaptıklarımızın bir ,işe yarayacağını söyleyemeyiz. Toplam kaliteyi elde etmek için güven ilişkileri yaratacak, hataları arayıp bulmak yerine hataları baştan önlemeye yöneltecek ve çalışanları güçlendirecek bir yaklaşımı benimsemeliyiz. Ancak o zaman, insanlar sorunları önceden görebileceklerdir. Ancak o zaman bir işe başlarken sonunu düşüneceklerdir. 

Bu mekanizmaların şirket kültürüne yerleştirilmesi, yapısal değişim değil, tutum , davranış ve değerlerin değiştirilmesi anlamına gelen kültürel değişim ile başarılabilir. Değişimin başarısını gösteren en güvenilir kaynak ise müşteri geribildirimidir. 
Mükemmeli Arayış adlı çalışmalarında T.J Peters ve R.H.Waterman kusursuz şirketlerde kalite tutkusu bulgulamışlardır. Kusursuz şirketleri diğerlerinden ayıran en belirgin sekiz nitelik:

1-  İşi başarmak için eylemden yana olma,
2-  Müşteriye yakın olma, 
3-  Özerklik ve girişimcilik
4-  Değerler ve felsefeyle yöneltmek
5-  En iyi bildikleri işe bağlı kalmak,
6-  İnsana verilen önem ve saygı,
7-  Yalın biçim , az kurmay
8-  Gevşek ve sıkı yapı özelliklerinin bir arada bulunmasıdır. 

Bir örgütün dış ortamda varlığını sürdürme ve kendi iç işlerini yönetme kapasitesini geliştirdiği sırada , kaliteye ilişkin değerlerin öğrenilmesi çabalarının tümü o kurumun kalite kültürünü ifade eder. Bir örgütün tüm bireyleri tarafından paylaşılan bir değerler bütünü olan kültürünün belli bir derinliğe ulaşması zaman alır, sürekli eğitimi ve takım halinde öğrenmeyi gerektirir. Bir kalite kültürü oluşturmak için:

  •  Paylaşılan bir vizyona ve amaçların şeffaflaştırılmasına,
  •  İyi geliştirilmiş örgütsel kalite misyon ve hedeflerine,
  •  Tutarlı bir örgüt yapısına,
  •  Performans değerlendirme ve ödüllendirme sistemlerine,
  •  Uygun teknoloji ve süreç tasarımına,
  •  Kişilere özel dikkat gösterilmesine gerek vardır.

1.1 Üst Düzey Yönetimin Kalite Vizyonu:

Toplam Kalite Yönetiminin en iyi işlediği şirketler, genel müdürün hayalinin tüm şirkete yayılmasını sağlayan, yöneticileri öfkelendiren ya da kuşkulandıran bir vizyonun ortaya konduğu, ancak genel müdürün davranışlarıyla bu vizyonu sahip çıktığını gösterdiği şirketlerdir. 

Motorolanın genel müdürü Robert Galvin, bunun nasıl gerçekleştirileceğini bizlere göstermiştir. 1981 yılında, o zamanlar ulaşılması olanaksız gibi görünen bir hedef belirlemişti. Beş yıl içinde hata düzeyi, o günkü hata düzeyinin onda birine indirilecekti. Galvin, bu oranında yeterli olmadığını gördüğünde, 1989a kadar  ikinci bir on katlık iyileştirme yapılmasını istedi. Bundan sonra da Motorola kendisine ünlü  Altı Sigma hedefini belirledi. Bu hedefe göre, toplam hata oranı bir milyon adet içinde 3.4 adede indirilecekti.

On yıl önce %6lık bir hata oranının normal olduğunu düşünürseniz, bu inanılmaz bir gelişmedir.  Motorola nın 2000 yılı için koyduğu hedef çok açıktır: Dünyanın bir numaralı şirketi olmak. 
Çok açık şekilde ortaya çıkan tek sonuç kalite kavramının;  
Çalışan + Yönetici + Tedarikçi + Müşteri + Kültürün en etkin şekilde kullanılıp, kendi standardını yaratmak olduğu bir sistemdir.

2. TAKIM ÇALIŞMASI VE İŞBİRLİĞİ

İşbirliği, yardımlaşma ve dayanışma içinde olarak, tek tek fertlerin gücünü aşan meselelerin üstesinden gelmek için yapılan bir ortak aksiyondur. Cehalet, fakirlik ve ihtilaf hastalıklarından kurtulma çaresi işbirliğinde saklıdır.

2.1. İşbirliği Neler Getirir?

 İşbirliğinde başarılı olan insanlar karşılıklı saygı içindedirler. Birbirlerinin konumlarına, mülklerine, düşüncelerine ve hislerine hürmet ederler. İşbirliği; yardımlaşma, ekip çalışması, grup etkisi, şahs-ı manevi ve kolektif şuur doğurur. İşbirliği yapan insanlar birbirinin güçlü noktalarından yararlanırlar, motivasyonu kırıcı tenkitlerden kaçınırlar. Aralarında sağlıklı ve verimli bir iletişim oluşur. Centilmen oldukları için her zaman %50 - %50 beklentisine girmezler. İki taraf da daha çok vermeye, daha az almaya çalışır. İşbirliği geliştikçe ve samimiyet arttıkça taraflar bildiklerini saklamazlar. Rekabette ise bilgileri saklama ve paylaşmama duygusu hakimdir. İşbirliğinde başarılı olan taraflar, dürüstlükten taviz vermezler, zira neticede kendilerinin zararlı çıkacağının farkındadırlar. İşbirliği bir emniyet doğurur. Birbirini manüple etme veya çıkarlarına alet etme düşüncesine sevketmez. İşbirliği yaptıkça birbirimize daha çok yakınlaşır ve benzeriz. Rekabet ettikçe birbirimizden daha çok uzaklaşır ve farklılaşırız.

        İhtilaf içinde olan ve işbirliği yapan insanların bazı vasıfları şu şekildedir:

İhtilaf içinde olan

İşbirliği yapan

Reaktiftir

Proaktiftir

Farklı noktalara dikkat eder

Benzer noktalara dikkat eder

Kusurlara takılıp kalır

Hoşgörülü ve alicanaptır

Herşeyi tenkit eder

Aşağılayıcı kritikte bulunmaz

Motivasyonunu kırar

Teşvik ve takdir eder

Tahakküm eder

Yeteneklerinin gelişmesi için önünü açar

Rekabet eder

Yardımlaşma ve dayanışma içinde olur

Kıskanç ve bencildir

En yakın dost, en fedakar arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeştir


2.2. İşbirliğini Kolaylaştıran Unsurlar

İşbirliğini kolaylaştıran ve zorlaştıran bir takım unsurlar vardır. Bunların bir kısmını da şu şekilde gösterebiliriz:

İşbirliğini kolaylaştıran unsurlar

İşbirliğini zorlaştıran unsurlar

Müşterek problemler, tehdit veya krizler

Sınırlı kaynaklar, zaman ve enerji

Müşterek hedefler

İnsani ilişkilerde eksiklikler

Yaşanılan yer

Hükümet politikaları

Fertler arasındaki daha önceki samimiyet

Fıtrat farklılıkları

Halk baskısı

Bir kurumdaki olumsuz gruplasmalar

İletişim yetenekleri

Kurumun sert normları

Azimli ve açık görüşlü bireyler

Aşağıdaki gayretlerin yukarıdan desteklenmemesi

Etkileşimden doğan fırsatlar

Halkın karşı gelmesi, korku, şüphe

Teknoloji, özellikler iletişim teknolojisi

Menfaat çatışması

Türk Kültürünün, Ekip Çalışmasını Zorlaştıran Özellikleri:

·      Türk insanının gerçek anlamda profesyonel olmakta zorlandığı görülmektedir. Örneğin, gerçek bir profesyonel kriz yaratmaz, kriz çözer ya da davranış ve tavırlarıyla bir krizin patlak vermesini önler. Oysa bizim kültürümüzde kişiler zamanlarının çoğunu kendi yarattıkları krizleri çözmeye çalışmakla geçirirler.

·      Ekip çalışmasında ve insan ilişkilerinde zorlamadan ve zorlanmadan istediğini elde edebilmek önemlidir. Türk kültüründe uzlaşma anlayışı pek yerleşmemiştir. “söke söke almak”, “tuttuğunu koparmak”  birer meziyet olarak görülür. Oysa ekip çalışmasının temelinde, “Her iki tarafın da kazanacağı, uzlaşmaya dayalı, galip/galip çözümleri bulmak”  yatar.

·      Belirsizliğe karşı düşük tolerans söz konusudur. Görev ve rol tanımlarının net olmadığı durumlarda, yatay ilişkilerde zorlanma kendini gösterir  ve hiyerarşik yapıyı tercih etme eğilimi ağır basar.

·      Türk kültüründe eleştirmek  önemli bir yer tutar. Türk insanı körü körüne eleştirir ve eleştirdiği konu hakkında, ya çözüm önermez ya da kendine uyan çözümler önerir. Türk insanı, dünyayı kendi penceresinden değerlendirme eğilimindedir.

Türk Kültürünün, Ekip Çalışmasını Kolaylaştıran Özellikleri:

·      Türk kültüründe insanlar, birbirlerine aldırır ve birbirlerini hesaba katarlar. (eğer, çevredeki kişiyi ya da kişileri  “kendinden biri” diye kabul etmişlerse.) Çocukluktan itibaren, bireyin her türlü sorunu anne ve babayı ilgilendirir ve her türlü sorun onların da sorunudur. Kişi yirmisine yaklaştığında, hangi mesleği seçecek ya da hangi üniversiteye girecektir? Bu aynı zamanda ailenin sorunudur. Yaş yirmi beşe vardığında ise, iş bulunması için alternatifler ailede üretilir ve sonra kişi evlenir. Tam kendi sorumluluğunu aldığı düşünülürken, örneğin eğer evliliğini yürütemediği anlaşılmışsa, tekrar anne ve baba sorumluluğu üstlenir. İş hayatında bir zorlukla mı karşılaşıldı? Sorun yine anne ve baba tarafından çözülür. Aradan yıllar geçip anne ve baba elden ayaktan düşünce de, bu kez sorumluluk çocuğa geçer. Sözün kısası: Karşılıklı bağımlılık duygusu, çocukluktan itibaren Türk insanının kişiliğinin bir parçası haline gelir.

·       Uluslararası araştırmalar, Türk kültüründe birliktelik duygusunun- Batı, Kuzey Avrupa ülkeleri ve Amerika ile karşılaştırıldığında- oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Türk kültüründe imece geleneğinin izleri vardır.

·      Türk kültüründe insanlar, karşılaştıklarında ya da bir  araya geldiklerinde, çoğunlukla sarılıp kucaklaşırlar. Beden dili, bu noktada Batı insanından farklılık gösterir. Batılılar, birbirlerine dokundukları zaman, genellikle kendilerini özür dilemek zorunda hissederler. Oysa temas, olumlu duyguların aktarılmasında temel bir araçtır.

2.3. İşbirliğinin Bazı Şartları

1. Vizyon birliği.
2. Misyon birliği.
        (Bu iki şartın uzun vadeli olması isteniyorsa, sadece maddi değil, sosyal ve manevi boyutlu olmasına da dikkat edilmelidir.)
3. Aciz ve zayıf olduğunu farketme.
4. Yanlış beklentileri önleyici gerçekci hedefler ve planlar.
5. Paylaşırken centilmenlik.
6. İşbirliği şartlarının detaylı ve net bir şekilde yazılı olarak kaydedilmesi ve sözleşme haline getirilmesi.
7. Hukuki ve manevi otorite.
8. Sürekli eğitim, yenilenme ve empati.

Aristo 21 yaşındayken, Makedonya Kralı Phillip, 11 yaşındaki oğlu Alexander'a ders vermesini rica eder. Geleceğin Büyük İskenderi çok zeki bir oğrencidir. Bir gün matematik dersinde Aristo'ya "Bir kaç eder?" diye sorar. Aristo bir, birliğe işaret eder, ikinin yarısıdır, yarımın iki katıdır gibi birşey söylebilirdi. Ancak bir gün düşünmek için izin ister. Döndüğünde genç öğrencisine şöyle cevap verir: "Bir, binlere bedel olabilir".

        Birler az da olsalar, omuz omuza verdiklerinde binlerce birin gücüne erişebilirler.

2.4. Takım Nedir?    

Takım bir grup insan demek değildir. Takım olabilmek için bundan daha fazlası gerekir. Takım bir hedefe ulaşmak için birbirlerine oldukça bağımlı kişilerden oluşur. Takım içindeki her üye farklı becerilerin oluşmasına katkı sağlarlar ve bu beceriler takımın yararına ve takımın hedeflerine ulaşmasına yardımcı olur.

Takım gruptan farklıdır. Grupların genelde belli bir amaçları yoktur. Aslında birçok grup, belli bir takım becerilere gereksinim duyulmadan, gönüllü işbirliğine dayanarak oluşur. Bu tip toplulukların belli başlı özellikleri vardır:

  • Üyeler toplantılara geç kalırlar.
  • Üyeler genellikle rollerini ve kendilerinden ne beklendiğini bilmezler.
  • Fikirlere ve diğerlerinin katkılarına yeterince saygı duymazlar.
  • Başarı duygusunu hissetmek zordur.

Grupta üyeler, bir işi sonuçlandırmaya çalışırlarken, diğerlerinin hislerini paylaşmada isteksizdirler. Gruptaki kişiler açık ve samimi değildirler ve bunun sonucunda takım olmaktan uzaklaşırlar.

Diğer tarafta takımlar güven duygusuna dayalı olarak kurulurlar. Takımdaki bütün üyeler becerilerini, deneyimlerini, duygularını,ilgilerini paylaşırlar ve takımın amacına ulaşmasında birbirleriyle olan uyumlarını sürekli incelerler. Açıklık ve dürüstlük etkili bir takımın yapı taşlarıdır. Gelişim iyi bir takımın tipik özelliklerinden  biridir. Kendilerini değerlendirmeleri, yeniliklere açık olmaları ve gelişmeleri için zaman ayırmaya istekli olmaları ne kadar iyi bir takım olacaklarını belirler.

Takım iki konu üzerinde yoğunlaşır. Takımın neyi çalıştığı (içerik), ve nasıl çalıştığı (süreç). Süreç takımın probleminin çözümüne veya bir sonuca ulaşmak için içeriği ele almada uygulanan metotlardır.

2.5. Grup İle Takım Arasındaki Farklar

Takım çalışması tanımlanırken grup ile takım arasındaki farkı belirtmekte yarar vardır. Bu farkları beş ana başlık altında toplayabiliriz:

 2.5.1. Rekabet (On competition)

Grup üyeleri birbirleriyle yarışırken, takım üyeleri takım dışındakilerle yarışır.

2.5.2. Odaklanma (On focus)

Grup üyeleri görev merkezlidir ve kendi kişisel hedeflerini ön planda tutarlar. Takım üyeleri ise hedef merkezli olup takımın hedeflerine ulaşması için her biri ayrı yöne gitmektense, birlikte çalışırlar.

2.5.3. Tarz (On style)

Gruplar doğal olarak otokratik ve hiyerarşiktir. Öte yandan takımlar işbirlikçi ve takımın hedeflerine ulaşmak için yön belirleyicidirler.

2.5.4. Hoşgörü (On tolerance)

Grup üyeleri birbirlerine anlayış göstermeye çalışırken takım üyeleri birbirlerinden zevk alırlar. Farklı görüşler takımlarda hoş karşılanıp, teşvik edilirken gruplarda bu farklılıklar ve anlaşmazlıklar bastırılır.

2.5.5. Risk (On risk)

Grup üyeleri riskten kaçma eğilimindedirler ama takım üyeleri risk alma eğilimindedirler.

 2.6. Takımın Özellikleri:

  1. Takım üyelerinin ortak hedefleri vardır.
  2. Takımlar ortak amaçlarına ulaşmak için ortaklaşa ve birbirleriyle etkileşim içinde, birbirlerine tamamen bağımlı olduklarının farkında olarak çalışırlar.
  3. Takımın her üyesinin güçlü bir takım kimliği hissi vardır ve takımın bir üyesi olmaktan onu ve mutluluk duyar.
  4. Takım kendi kendini yönetir ve gönüllü olarak kendisini değerlendirir ve takım amaçlarına ulaşmak için çalışır.
  5. Takım içerisinde üyeler tarafından kabul gören bir grup norm ve standartlara dayanan davranışlar vardır.
  6. Takım üyeleri birbirlerine karşılıklı destek olurlar. İlişkiler takım içerisinde güvene ve sadakate dayanır.
  7. Takım üyeleri belli başlı değerleri paylaşırlar: Karşılıklı saygı, paylaşılmış güç ve otorite, ortaklaşa karar verme, ortaklaşa çalışma.
  8. Üyeler takımda bütünlüğü sağlarlar; açık iletişim, mütabakat, rolleri değiştirmedeki isteklilik ve işgücünün paylaşımı.
  9. Takımlar, üyelerin birbirlerinden beklentilerini belirleyen açıkça oluşturulmuş rollere dayalı bir yapısı vardır.
  10. Takımın problemleri çözmede ve karara varma aşamaları için bir takım iyi gelişmiş prosedürleri vardır.

2.7. Takımların Olumlu Etkileri Şu Şekilde Sıralanabilir:

    1.       Ne kadar çok kişi karar vermede rol alırsa, bu karar o kadar çok uygulanabilirlik kazanır.

  1. Takım üyeleri sürekli olarak bir diğerinin taze fikirlerinden öğrenir.
  2.  Daha iyi ve daha güzel bilgi ve hareket farklı beceri ve kaynakları olan insanlardan gelir.
  3.  Hataların yakalanması ve düzeltilmesi şansı daha yüksektir.
  4.  Risk alma, takım üyelerinin kollektif gücünden dolayı daha olasıdır.

2.8. Takım Çeşitleri:

Takımlar sayı, görev ve süreklilik bakımından farklılık gösterirler. Snyder ve Anderson (1986)’ya göre iki ana takım çeşidi vardır: Sürekli takımlar ve geçici takımlar.

Sürekli takımlar belli bir konuda uzmanlaşırlar, örneğin müfredat hazırlama. Geçici takımlar kısa vadeli amaçlar için oluşturulur ve görev bitince bu takımlar bozulurlar.

2.9. Kaliteli Bir Takımın Oluşması İçin Gerekli Olan Faktörler:

Kaliteli bir takım için iki faktör gereklidir:

Bonding and cohesiveness. Bütünlük ve bağlılık. Cunningham ve Gresso (1993)’e göre bu iki faktör takım kültürünü oluşturur. Takımın gücü ve potansiyeli tek ve bütün kültürü oluşturmak için bir araya gelen kişilerden oluşur. Güçlü bir kültürü olan takımın bir çok özellikleri vardır: Amaç, onur, güven, coşku, güç, iştirak, sadakat ve tatmin.

Bütünlük takım üyelerinin bütün zamanlarını, bilgilerini, becerilerini ve enerjilerini takıma ve takımın hedeflerine ayarlamalarını sağlar.

Bağlılık takım içerisinde bir beraberlik duygusudur. Takım üyelerinin ait olma duygusudur. Takım üyelerinin birbirlerine bağlı olduğu takımlar etkili takımlardır.

 2.10. Takımların İşleyişi:

David Butler (1996)’ya göre takımlar üç seviyede işlev yaparlar. 

1. Takım Görev Seviyesi (Team-Task Level)

Takımlar belli bir görevi yerine getirmek için veya bir hedefi başarmak için kurulurlar. Takım üyeleri bu görevi başarmaları gerektiğinin bilincedirler.

2. Bireysel İhtiyaçlar Seviyesi (Individual Needs Level)

Takımdaki her birey, takıma ve göreve belli başlı ihtiyaçlar getirir. Ancak takım ihtiyaçları bireysel ihtiyaçlardan ön plandadır. Takımdaki her birey, takım başarısını sağlamak için zorunludur.

3. Takım Dayanışma Seviyesi (Team Maintenance Level)

Takım üyeleri bir görev üzerinde birlikte çalıştığı için birbiriyle sürekli iletişim ve etkileşim içindedirler. Takım takım olduğunun bilincinde olmalıdır ve görev başarılacaksa takım üyeleri aralarındaki ilişkiyi canlı tutmak zorundadır.

2.11. Takım Nasıl Oluşturulur?

Takım oluşturma işlemi hem dinamik hem de interaktiftir. Başarılı olmak için yaratıcılık ve esneklik gerekir. Takım üyelerinin çalışma ilişkilerini ve takım fonksiyonlarını geliştirdiği bir işlemdir.

Takım oluşturma işlemi sürekli değişim gerektirir. Takımı oluştururken iyi bir planlama önemlidir. Fakat en önemlisi takımı oluşturma süresi içerisinde takımın ihtiyaçlarına göre yapılan değişikliklerdir.

Takım oluşturma, takım üyelerine etkili bir takım çalışması için gerekli olan takım doğasını anlamaya başlamalarını ve takımın etkinliğini arttırmak için takım üyelerine imkan sağlar.