| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
 

BENtek

Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Kendi aklından faydalanmak, başkalarının akılsızlığından faydalanmak. BRUYERE

2 "bilim ve teknik" etiketi kullanan gönderi "bilim ve teknik" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Foton Kuşağı Nedir ?

Yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşak. 2012 yılında güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3. boyuttan 5. boyuta geçecek. İnsanların 2 sarmallı DNA'ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA'ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların chakra'ları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacak. Herkes birbirinin düşüncesini okuyabilecek. Bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek. İnsanlar birbirinin auralarını görebilecekler. 12 sarmallı DNA'ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya'da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya'da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek.

  
Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom). Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 5.5 derece saniye). Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer.

 
Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda. Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz. Dünya'mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde. Sırasıyla yazarsak:


1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık

   

2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)

  
3.-4. gün
: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.

  
5.-6. gün
: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).

   
Kısaca, foton kuşağı dünya'daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek. Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak.

  
Foton kuşağı (Photon Belt) konusunda daha detaylı bilgi için Virginia Essene'nin "Galaktik İnsan" kitabını tavsiye edebiliriz.

 

Kaynak:http://www.webhatti.com

DÜNYA'NIN DEĞİŞİMİ VE 2012 BİLİNMEZİ



Son yıllarda dünyanın manyetik kutupları ve 2012 üzerine söylenen kıyamet hikayeleri genel çoğunluk üzerinde "deli saçması" etkisi yaratıyor. Dünyanın ters dönüp insanın yok olması masalı pek çok  kişiye inanılası gelmiyor ve bu konuda yapılan ciddi çalışmalara kulaklar tıkanıyor.

Konu üzerinde abartılar olabileceği, ya da kısmen yanlışları olabileceğini düşünsem de tamamını kaldırıp bir tarafa atamıyorum. İçimde bir şeyler beni bu konuda kulağı tetikte bir duruma getirdi ve ulaşabildiğim bütün kaynaklardan şimdiye kadar aldığım tüm bilgiler de bu konuda duyarsız ya da reddedici bir tavır sergilememi engelliyor.

Rusya'da bir grup bilim adamının sözcüsü Dr. Dmitriev Güneş Sistemi'nin ve Güneş'in bugüne kadar görülmemiş şekillerde dönüşmekte olduğunu belirtmekte. Dünya gezegeni, yaygın olarak bilinenin ötesinde; uydusu olduğu yıldızın / güneşin görünmeyen koronası içindedir. Yani aslında güneşimizin koronası dünyayı da içine alacak kadar geniştir ve bir bu nedenle onun doğrudan etkisi altındayız.  Başka bir deyişle; güneşte ne oluyorsa, dünyanın bundan etkilenmemesi mümkün değil. Evet, dünyanın manyetik kalkanı var ama dünyaya yönelik bir korona fışkırmasının partikülleri bu kalkanı delip geçiyor. Bunun örneklerini ve yeryüzüne sebep olduğu olayları, giderek artan sıklık ve şiddette yaşar olduk.

Güneş patlamaları ve manyetik değişimler

Son güneş lekesi devresi esnasında Güneş'teki faaliyet şimdiye kadar  görülmüş olanların hepsinden daha fazlaydı. Son yüz yıl içinde  Güneş'in manyetik alanı değişime uğradı. California'daki Rutherford  Appleton Ulusal Laboratuarları'ndan Dr. Mike Lockwood'un yaptığı bir  çalışma var. Dr. Lockwood, Güneş'le ilgili yaptığı araştırmalar  sonucunda 1930 yılından beri Güneş'in toplam manyetik alanının yüzde  iki yüz otuz oranında güçlendiğini bildiriyor. Ve son yıllarda  gerçekleşen güneş lekesi faaliyetlerinden bazılarının tarihte kaydedilmiş olanların hepsinden çok daha büyük olduğu.

Rusya Sibirya'daki Rusya Ulusal Bilim Akademisi'nden gelen bilgilere  göre; uzayda değişik ve çok daha yüksek enerji seviyesine ve  titreşimlerine sahip bir manyetik alana girdiğimiz sonucuna varmışlar  (Foton Kuşağı). Ruslar uzayda bundan önce hiç görülmemiş değişiklikler kaydedildiğini  bildiriyorlar. Bu bilgiyi veren bilim kurulunun başındaki kişi olan Dr. Dmitriev aşağıdaki etkilerin gözlemlendiğini söylüyor:

Heliosfer'in Ön Kenarındaki Değişimler

Güneş'in kendisi de bir manyetik alana sahiptir ve bu manyetik alan Güneş Sistemi'nin çevresinde heliosfer olarak adlandırılan bir 'yumurta' şekli oluşturur. Heliosfer gözyaşı biçimindedir ve uzun, ince ucu hareket ettiğimiz yönün aksi yönüne bakar. Ruslar  Heliosfer'in ön kenarına baktılar ve orada parıldayan uyarılmış  plazma enerjisinin varlığını gözlemlediler. Güneş'in heliosferi 10  astronomi birimi derinliğindeydi (bir astronomi birimi Yeryüzü'nün  Güneş'e olan uzaklığı kadardır, yani yaklaşık 93 milyon mil). Dr.  Dmitriev'in dediğine göre bugün bu parıldayan enerji 100 astronomi  birimi derinliğine ulaşmış durumda.

Rusya Ulusal Bilim Akademisi bize bir zaman çizelgesi vermiyor, fakat eskiden bilinen ve kabul edilenle, şimdiki durum karşılaştırıldığında en az yüzde binlik bir artış görülüyor. Rusların dediğine göre Güneş’teki bu değişim gezegenlerin işleyiş biçimini ve destekleyebilecekleri yaşamın türünü de değiştiriyor. Hatta DNA sarmalının da değişim geçirmekte olduğunu söylüyorlar. Heliosfer'in süregelmekte olan genişlemesinin bizi sonuç olarak yeni bir enerji  düzeyine taşıyacağını, Güneş'in kendisinden enerji saçarken yaydığı  temel harmonik dalga boylarında ani bir genişleme olacağını ve  yayılan enerjideki bu artışın Güneş Sistemi'ndeki maddelerin tümünün  temel doğasını değiştireceğini düşünüyorlar. Bu oldukça ciddi bir açıklama, fakat veriler tarafından destekleniyor:

Gezegenlerden beşinin ve Ay'ın atmosferi değişim geçiriyor

• ABD 1969'da Ay'a indiğinde orada atmosfer bulamadı. O zamandan beri Yeryüzü'nün uydusunda daha önceleri bulunmayan ve Dr. Dmitriev'in sodyumla ilişkili gördüğü bir bileşimden oluşan bir atmosfer gelişiyor. Bu yeni atmosfer şimdi altı bin kilometre derinliğinde.

• Yeryüzü'nün atmosferi üst seviyelerinde daha önceleri görülmeyen ölçüde HO gazı oluşturuyor. Önceden kesinlikle şimdiki miktarlarda bulunmazdı. Rusların iddiasına göre bunun küresel ısınmayla, CFC ile  veya floro karbon emisyonuyla, veya bunun gibi şeylerle bir ilgisi yok.

• Mars'ın atmosferi eskisine oranla giderek kalınlaşıyor.

• Jüpiter, Uranüs ve Neptün'ün atmosferleri de büyük değişimler geçiriyor.

• Venüs'ün genel parlaklığında belirgin bir artış gözlemleniyor.

• Jüpiter'in enerji yükü o kadar arttı ki, gezegenin yüzeyiyle uydusu arasında iyonize edici radyasyondan oluşan gözle görülür bir  tüp oluştu. Gerçekten de son zamanlarda çekilen fotoğraflarda parlak  enerji tüpünü görebilirsiniz.

• Uranüs ve Neptün de çok daha parlak hale geliyorlar.

• Jüpiter'in manyetik alanı iki mislinden fazla büyüdü.

• Uranüs'ün manyetik alanı değişiyor - ve bir açıklama yapılamıyor.

• Neptün'ün manyetik alanı artıyor.

• Ruslara göre bu gezegenlerin üçü de daha parlak hale geliyorlar ve  atmosferik nitelikleri değişiyor - fakat bunun ne anlama geldiğini  açıklamıyorlar.

Ruslar, Uranüs ve Neptün'ün ekseninin yakın zamanlarda kaymış  olduğuna işaret ediyorlar. Voyager II uzay aracı Uranüs ve Neptün'ün yakınından geçerken, görünürdeki kuzey ve güney manyetik kutupların, yeri daha önceden kaydedilmiş olan coğrafi kutuptan oldukça ciddi ölçüde sapmış olduğu görüldü. Fark birinde 50 derece, diğerinde ise yaklaşık 40 derece idi.

Dünya'daki değişimler

• 1980'den beri sismik faaliyet yüzde dört yüz oranında artış gösterdi.

• Dr. Dmitriev'in bildirdiğine göre 1973'ten 2003'e kadar geçen yıllarda genel olarak doğal afetlerin - fırtınalar, tayfunlar, toprak kaymaları, tsunami dalgaları vs.- gerçekleşme sıklığı yüzde yedi yüz oranında arttı.

• Yeryüzü'nün manyetik alanı küçülüyor ve küçülme sürati 5-10 yıl önce aniden artmaya başladı. Aşağı yukarı son on beş yıl içinde de manyetik alan değişken ve düzensiz hale geldi.

• Geçen yılın sonlarında Kuzey Kutbu'nun tam üzerinde bulunan buz kütlesi, bilinen tarihte ilk defa olmak üzere, tamamen eridi. Greenpeace'in bildirdiğine göre, bildiğimiz kadarıyla, buzun on fitten daha ince olduğu bir zaman hiç olmamıştı. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Güney Kutbu yaklaşık üç mil derinliğinde bir buz kütlesine sahip ve buna rağmen çok büyük buz parçaları kopup erimeye devam ediyor.

"Manyetik takla 500,000 yılda bir meydana geliyor"

Rus ve Avrupalı fizikçiler, gözlemlerine dayanarak çok yakında dünyada dev bir manyetik değişim beklendiğini açıkladılar. Dünyanın manyetik alanı müthiş bir sıçramayla yer değiştirecek güney, kuzey, kuzey de güney olacak. Rusya'da yayınlanan İzvestiya gazetesi internet sitesindeki haberine göre 'Manyetik takla' adı verilen olay  ortalama 500 bin yılda bir meydana geliyor. Rus Bilimler Akademisi'nin ölçümlerine göre kuzey ve güney kutupları bölgesinde  manyetik delikler hızla genişliyor ve günün birinde, 3-5 yılla  ölçülebilecek zaman süreci içerisinde kutupların ani bir sıçramayla  yer değiştireceği söyleniyor.

Dünya'nın çevresini tamamen saran manyetik alan, gezegenimizi Güneş'ten gelen radyasyondan korumaktadır (solda). Günümüzde Mars gezegeninde yalnızca küçük manyetik cepler bulunmaktadır (sağda).  Geçmişte Mars'ın manyetik alanı da Dünya'ya benziyordu. Bilim insanlarına göre tam bir manyetik alan olmadan yaşam olamaz.

Dünyanın titreşim oranının bir ölçümü de dünyanın kalp atışı olarak da bilinen Schumann Rezonansı'dır (Bu yeryüzü boşluğuna ait rezonans özellikleri ilk olarak Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ilk  kez 1954'te keşfedildi). Schumann Rezonansı dramatik olarak artıyor. Dünya Foton Kuşağı'ndan geçmekte ve Dünyanın dönüşü yavaşlamakta. Dünyanın dönüşü durduğunda ve rezonans frekansı 13 devire ulaştığında, biz sıfır noktası manyetik alanında olacağız. Dünyanın dönüşü duracak ve 2 ya da 3 gün içinde ters yönde tekrar dönmeye başlayacak. Bu, dünyanın etrafındaki manyetik alanlarda bir terslik meydana getirecek.

Schumann Rezonansı

Dünyanın Artan Temel Frekansı : Dünyanın temel frekansı veya "kalp atışı"(Schumann Rezonansı) dramatik olarak artıyor. Bu değer coğrafik bölgelere göre değişmesine rağmen, asırlardır toplam ölçüm saniyede  7.8 devir olarak ölçülmüştü. Son raporlar bu değerin 12.7 devir/saniye'nin üzerine çıktığını ve yükselmeye devam ettiğini gösteriyor.

Dünyanın Zayıflayan Manyetik Alanı: Dünyanın "kalp atış" hızı artarken, manyetik alanındaki güç zayıflıyor. New Mexico Üniversitesi'nden Prof. Bannerjee'ye göre, manyetik alan son 4000 yıldaki yoğunluğunun yarısını kaybetti. Ve manyetik kutup tersliğinin bir delili bu alan güçlülüğü olduğu için, Prof. Bannerjee bir manyetik kutup değişiminin gelmek üzere olduğuna inanıyor.

Bu inanışa sahip pek çok bilim adamı var şu an dünya yüzünde ve sayıları gün geçtikçe artıyor. Discovery kanalında da bu konuyla ilgili bir belgesel yayınlandığını ilgilenenler bilir.

Ezoterik bilgiler

Bütün bu bilgilerin dışında eski bir takım uygarlıklardan bize kalan bir takım yazıt, takvim (örn. Maya ve Olmek), ayrıca Mısır piramitlerinin dizilişi ve özellikleri, konumları (dünyanın pek çok açıdan ilginç bir noktasında bulunduklarını meraklıları çok iyi bilir), Sfenks'in bilinen yaşından çok daha eski olduğunun kanıtlanması, kutsal kitaplardaki kıyamet tarifleri, (güneş doğudan batacak, batıdan doğacak!) eski efsanelerin birbiriyle örtüşen ilginç noktaları gibi bir sürü bilgiye bakarak kıyamet teorilerini  destekleyenlerin çok yanıldıklarını söylemek zor bir hale geldi artık. Her gün bu yöndeki bilgiye bir yenisi ekleniyorken 2012 teorisini kendi adıma tekrar tekrar masaya yatırıyorum. Tarihte yanılgı olabilir belki ama şeklinin doğruluğu kanıtlı görünüyor.
Şiddetle diliyorum ve umuyorum ki tüm bu bilgiler yanılıyordur.

Bu satırlarla karamsarlık ortaya koyduğumu da sanmıyorum. Dünyanın fotoğrafı iyice toz duman oldu ve git gide dumanın kalınlığı artıyor.

Dünya şöyle bir silkelenmeden bu duman dağılmayacak gibi görünüyor. Asıl aydınlık o silkelenmeden sonra mı acaba?

Aydınlık benim umudum, tüm dünya adına…

Nesrin Dabağlar